- Reklamcılar Derneği, Sabri Ülker’e İZ Özel Ödülü verdi
- Cola Turka, Yahşi Batı’nın "Harbi" Kolası oldu
- Hero ikinci fabrikayı kurdu, dünya pazarını bir Türk’e emanet etti
- Tüketimin arttığını gören Ülker de makarnacı oldu
- Çikolata bir fetiş haline geldi yemek yetmiyor, giymek istiyorlar
- ‘Herkes için futbol’
- Satın alma ve birleşmeler üzerinde çalışıyoruz
- Datateknik'in hedefi 5 yıl içinde pazarın % 25-35'i
- Datateknik, Exper ile Masaüstü üretiminde Türkiye Birincisi
- Gözümüzü açtık etrafa bakıyoruz
- ‘Lider, ekibinin bir parçasıdır, ben değil BİZ demesi önemlidir’
- Stanollü yoğurtla kolesterolsüz hayat
- Sektörün gidişatına göre ilerleyeceğiz
- Ülker’in “Kaşıkçı Elması”
- Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği Başkanı Metin Yurdagül’den sitem dolu sözler
- Ülker’in Bilişim’i, ’bir artı biri üç yapacak’ ortak arıyor
- Murat Ülker, Godiva’nın başında, Cem Kozlu yönetimde
- Ülker Sonrası Yeni Hedefimiz 1 Milyar Dolar
- Ülker’de çalışmak için 540 bin kişi bekliyor
- Polinas’ı ya halka arz edeceğiz veya stratejik ortak olacağız
- “Dünya lüks çikolata pazarının liderliği artık Türkiye’nin elinde”
- Godiva bir adımdı, Ülker küresel dünyada önemli bir şirket oldu
- Annesinin çikolatasından bıkan gençleri yeni nesil ürünle avladı
- En çevreci Ülker
- Paksoy: 'Hagi tipi yöneticiyim'
Reklamcılar Derneği, Sabri Ülker’e İZ Özel Ödülü verdi
 |
 |
65 yıldır tüketicilerine mutlu anlar yaşatmak için çalışan Ülker’in kurucusu Sabri Ülker iletişim sektörüne katkılarından dolayı Reklamcılar Derneği’nin İZ – İletişimin Zirvesindekiler Özel Ödülü’ne layık görüldü.
17 Aralık Perşembe günü düzenlenen ödül töreninde, ödülü Sabri Ülker adına alan Yıldız Holding Ülker Grubu Başkanı Ali Ülker yaptığı konuşmada “Ülker kurulduğu ilk yıllarda olduğu gibi bugün de tüketicilerine mutlu anlar sunmak için çalışıyor. Bu bize kurucumuz Sabri Ülker’in mirasıdır. Sabri Ülker iletişime her zaman önem verdi. İletişim, 65 yıldır tüketicilerimizle aramızdaki en önemli bağ oldu” dedi. Ali Ülker ayrıca bu bağın kurulmasında her zaman birlikte çalıştıkları reklam ajanslarına da teşekkür etti.
Kuruluşundan bu yana iletişime büyük önem veriyor
Ülker, iletişimin önemini çok çabuk kavramış markalardan bir tanesi. 65 yıl önce her zaman ulaşılabilir, yeniliklerle dolu bir marka olma hedefiyle doğan Ülker markasının bugünkü başarısının arkasında, iletişime ve reklama verilen önem yatıyor.
Kurulduğu 1944 senesini izleyen yıllarda henüz tek mecra olan basın ilanlarını, tanıtımın önemli bir aracı olarak kullanan Ülker, hizmeti daima uzmanlarından yani ajanslardan aldı. 1950’li yıllardan itibaren radyo reklamlarıyla çeşitlenen iletişim çalışmaları, daha sonra basın ve açıkhava reklamlarıyla devam etti. Bugün de hala sektöründe en çok reklam veren markalar arasında yer alıyor.
“Hayatı Güzel Kılan Mutlu Bir An” kampanyası devam ediyor
Ülker, 65. yılını kutladığı bugünlerde, yakın zamanda yayına giren “Hayatı Güzel Kılan Mutlu Bir An” konseptli reklam kampanyasıyla da büyük ses getirdi. 7’den 70’e herkesin, bir Ülker ürünüyle mutlaka güzel bir anısı olduğu gerçeğinden hareketle oluşturulan reklam kampanyası, televizyon, sinema, yazılı basın, açıkhava ve internet olmak üzere 360 derece iletişimi kapsıyor.
Cola Turka, Yahşi Batı’nın "Harbi" Kolası oldu
Cola Turka, Yahşi Batı filminin “Harbi” kolası olduğunu İstanbul Atlı Spor Kulübü’nde verdiği özel bir “Yahşi Batı daveti” ile duyurdu. Bu özel gecede filmin oyuncuları, cemiyet hayatından ünlü isimler ve basın mensupları bir araya geldi.
Yahşi Batı filminin Cola Turka’nın “Çılgın Türk” marka özü ile çok iyi örtüştüğünü belirten Yıldız Holding Süt ve Sütlü Ürünler, İçecekler, Alpella Pazarlama Genel Müdürü Tolga Sezer “Bu birliktelik klasik sponsorluklardan çok farklı bir çizgide. Cola Turka, Yahşi Batı’nın özünde ve hikayenin kalbinde yer alıyor” dedi.
Sezer sözlerini şöyle sürdürdü: “2003 yılında piyasaya çıkan Cola Turka KMG Marka sağlığı araştırmasına göre kısa sürede en çok beğenilen, tercih edilen ve bilinen 2. marka konumuna geldi. Bu noktaya gelmemizde spor sponsorluklarının önemli çok büyük. Bunun yanı sıra, mükemmel bir birliktelik yakaladığımızı düşündüğümüz Yahşi Batı filmi içerisinde de yer aldık. Cola Turka’nın da içinde olduğu İçecek Grubu’muzun misyonu özellikle genç tüketicilerin her türlü ihtiyacını, sunduğu geniş portföyü ile karşılayan Türkiye’nin en hızla büyüyen içecek şirketi olabilmek. Bu doğrultuda genç tüketicilerin ilgi alanına giren spor kadar müzik ve sinema dünyasını da önemsiyoruz.”
Cola Turka’nın evsahibi olduğu gece ile 1 Ocak 2010’da vizyona girecek filmin havasına giren konuklar, müziğiyle, aksiyon ve eğlenceleri ile tam bir “Yahşi Batı” deneyimi yaşadılar.
Geceye filmin yaratıcısı, senaryo yazarı ve başrol oyuncusu Cem Yılmaz, filmin diğer kahramanları ünlü oyuncular Ozan Güven, Demet Evgar, Zafer Algöz, Dilek Çelebi, Ferdi Sancar, Mazlum Çimen, Süleyman Turan ve Yılmaz Köksal da katıldı.
Hero ikinci fabrikayı kurdu, dünya pazarını bir Türk’e emanet etti
Global krizin etkisi sürerken Ülker, dünya devi gıda şirketi İsviçreli Hero’ya yönetici transfer etti. Türkiye, Hero ülkeleri içinde 6 yılda ciro, kárlılık ve pazar payında 25 ülke arasında ikinci sıraya yerleşti. 6 yıl önce girdiği Türkiye’de ikinci fabrikasını 13 Ocak’ta açmaya hazırlanan Hero, Ülker Hero Baby’nin Genel Müdürü Nasuh Önal’ı Bebek Beslenme Kategorisi Pazarlama Başkan Yardımcılığı’na getirdi. Hero Grubu Bebek Beslenme Başkanı Rene B?nziger’e bağlı çalışacak olan Hero’nun bebek beslenme merkezinin yer aldığı İspanya’daki görevine 1 Şubat’ta başlayacak. Yeni görevinde Türkiye’den de sorumlu olacak olan Nasuh Önal, Ülker Hero Baby Genel Müdürlüğü’nü 15 Ocak’ta Ramon Morte Fernandez’e devredecek. Ülker Hero Baby Genel Müdürü Nasuh Önal, bundan böyle Hero’nun birçok ülkeye gönderdiği kavanoz maması ihtiyacını İspanya ve İsveç’ten Türkiye’deki fabrikaya kaydıracağını söyledi. Nasuh Önal ile İspanya’daki yeni görevine başlamadan önce Türkiye’deki bebek beslenme sektörünü ve hedeflerini konuştuk.
Pazar 1 milyar dolara koşar
Bebek beslenme pazarının büyüklüğü nedir?
-Bebek beslenme pazarı, biberon mamaları, tahıllı kaşık mamaları, kavanoz maması ve bebek bisküvilerinden oluşuyor. 0-36 ay arası bebek ve küçük çocukların beslenmesiyle ilgili ürünleri kapsıyor. Bugün 200 milyon dolar olan pazarın 1 milyar dolara çıkmasının mümkün olduğunu düşünüyorum. Pazarda bir çok oyuncu var. Ama sadece biz yerli üretim yapıyoruz. Türkiye, Avrupa’da önemli pazar olma yolunda ilerliyor. Türkiye’de yılda 1.4 milyon bebek doğuyor. Bu Avrupa’da pek görülmeyen bir bebek sayısı. Ama satın alma gücü bizi aşağı çekiyor.
Pazarın büyüme hızı nasıl?
-Büyüme oranlarında uzun yıllardır alışık olduğumuzun altında düşen bir eğilimle gidiyoruz. Son 12 aylık büyüme oranı tonajda yüzde 5, ciroda yüzde 8 büyüdü. Özellikle kavanoz mamaları yüzde 55 büyüyor.
6 yılda ikinciliğe oturduk
Ülker Hero’nun pazar payı nedir?
-Toplam tonajda pazarın yüzde 49’una sahibiz. Bebeklerin boğazından geçen bebek beslenme ürünlerinin yüzde 49’u Ülker Hero Baby markalı. Fiyat seviyelerimizin daha makul olması bizi değer pazar payında yüzde 32’ye getiriyor. Sektörde zaten iki büyük oyuncu var. Danone ve Ülker Hero tonajda pazarın yüzde 90’ını karşılıyor.
Türkiye’nin Hero içinde geldiği nokta neresi?
-Hero, bugün Uzakdoğu hariç bütün kıtalarda bebek beslenme işi yapıyor. Türkiye Hero dünyasındaki 25 ülke içinde, pazar payı, kárlılık ve satışlarda iki numaraya oturdu. Birinci İsveç. Geçen yıl birinci yine İsveç’ti. Türkiye İspanya ve Kuzey Amerika’nın ardından dördüncüydü. Sadece ciro alarak baktığımızda ise Türkiye hálá dördüncü sırada.
İsviçreli Hero’nun cirosu 2 milyar dolar
Bebek beslenmesi sektörünün önde gelen gruplarından Hero’nun yıllık cirosu 2 milyar dolar civarında. Geçen yıl yüzde 8’lik büyüme ile dünyanın en hızlı büyüyen gıda şirketi olan Hero, pazarlarında lider olan yerel ve uluslararası markaları satın alarak büyüyor. 18 ülkede üretim yapan Hero, 400 kişilik Ar-Ge departmanı ile tüm dünyadaki şirketlerine hizmet veriyor.
2009’da yüzde 15 büyüme bekliyoruz
Ülker Hero Baby’nin bu yılki hedefleri neler?
- 2009 yılı hedeflerimiz pazar payı odaklı. Bebek beslenmesinde dört kategorinin üçünde pazar lideriyiz, ikisinde pazar payımız yüzde 50’nin üzerinde, birinde yüzde 36. Her üç kategoride de yüzde 55-60 bandına gelmek istiyoruz. Biberon mamasında gerideyiz. Toplam ciroda yüzde 32 olan pazar payımızı yüzde 35-40 bandına getirmeyi hedefliyoruz. Daha fazla haneye ulaşmak kriz döneminde yüzde 15 büyüme istiyoruz. Ama bu, tonajı aynı tutup yüzde 15 zam yaparak bir büyüme olmayacak.
Kavanoz mamasını ucuzlatıp pazar yarattık sonra fabrikayı kurduk
Kavanoz maması pazarı niye hızlı büyüyor?
- 2008 yılının başında kavanoz mamalarını da Türkiye’de üretmek için fabrika kurma kararı aldık. Ankara’daki ikinci fabrikamız 13 Ocak’ta açılacak. Türkiye’de kavanoz maması üretilmiyor. İthal ettiğimiz ürünleri ne yaparsak yapalım makul bir fiyata sunamıyorduk. Toplam üretimimiz içinde kavanoz mamalarının payı yaklaşık yüzde 25. Üretim kararı alınca 1 Ocak 2008’den itibaren fiyatlarımızı yüzde 40 indirerek, yerli üretim seviyesine çektik. Bir yıl boyunca bunu yatırım olarak gördük. 1 lira 80 kuruş olan fiyat seviyemizi 1 liraya indirdik. Tüketici buna pazarı yüzde 55 büyüterek tepki verdi.
10 milyon Euro yatırdık ihracata hemen başladık
İkinci fabrikaya ne kadar yatırım yaptınız?
- Tahıllı kaşık maması üreten ilk fabrikamızı 2003 yılında yaklaşık 10 milyon Euro’ya kurmuştuk. 13 Ocak’ta açacağımız kavanoz maması fabrikamız da aşağı yukarı aynı maliyette oldu. Kavanoz mamasında bu yıl hemen ihracat bağlantılarımızı yaptık. Avrupa’da Çek Cumhuriyeti ve Rusya’dan başlayacağız. Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri de Türkiye’den tedariğe başlayacaklar. Bu ülkeler kavanoz mamalarını daha önce İspanya ve İsveç’ten alıyordu.
Ülker ile Hero’yu ben tanıştırdım
Ülker ve Hero ortaklığı nasıl gerçekleşti?
- Türkiye’de Hero olarak önce bağımsız bir distribütörle başladık. 2001’de kriz geldi ve her şey yerle bir oldu. Ben hemen yüzde 100 yabancı sermayeli bir şirket kurup üç kişilik bir ofisle çalışmaya başladım. Kriz 9 ay sonra hafiflemeye başlayınca Ülker’den gelen tanışma çağrısı üzerine görüştük. Ülker, bebek beslenmesini uzun süredir inceliyormuş. ’Hero ile ortaklık yapabilir miyiz?’ dediler. Hero’dan ’evet’ yanıtı gelince onları tanıştırdım. Ortaklık anlaşması imzalandı, 2003’de fabrika kuruldu.
NASUH ÖNAL
Hero Gıda Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Nasuh Önal, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği mezunu. Koç Üniversitesi’nde Executive MBA yaptı. İş hayatına 1992’de Procter & Gamble Eczacıbaşı’nda ürün müdür yardımcısı olarak başlayan Önal, 1999’da İsviçreli Hero Group’un Türkiye’deki şirketi Hero Gıda’ya Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi oldu. 2005’te Hero Grubu’nda Genel Müdürü seçildi. 1 Şubat 2009 itibariyle Hero’nun Bebek Beslenme Kategorisi Pazarlama Başkan Yardımcılığı’na atandı.
Hürriyet - Nurten ERK TOSUNER
Tüketimin arttığını gören Ülker de makarnacı oldu
Küresel ısınma ile birlikte hızla artan gıda fiyatları, makarnaya olan ilgiyi artırmışken, üzerine gelen ekonomik kriz, makarna tüketimini patlattı. Özellikle pirinç fiyatlarında yaşanan artışla vatandaşın makarnaya yönelmesi Ülker’in de dikkatini çekti. Ülker ’Bizim’ markası ile makarnacı da oldu. Ülker’in mutfak ürünleri markası Bizim çatısı altında bakliyattan hazır çorbaya kadar 98 farklı ürünü barındırdıklarını belirten Yıldız Holding Gıda ve İçecek Grubu Başkanı Mehmet Tütüncü, makarnaya 2 ay önce girdiklerini belirtti. Markanın verdiği güvenle vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştıklarını söyleyen Tütüncü, “Makarna pazarı yerleşmiş, başarılı markaların yer aldığı bir pazar. Bu pazarda bulunmak riskli bir iş. Ancak biz müşterilerimizden gelen talebi karşıladık. Bizim markası altında yağda 21, hazır çorba ve bulyon gibi mutfak yan ürünlerinde 62, bakliyatta da 15 ürünümüz bulunuyor. Makarnayı da buna ekledik” dedi.
Pazarın % 5’ini hedefliyoruz
Ekonomik krizle birlikte makarnaya olan ilginin giderek arttığını da söyleyen Tütüncü, “Hem sağlıklı, hem de kolay pişirilebilen ve ucuz olan makarnaya ilgi giderek büyüyor. Şu anda 172 milyon YTL’lik pazarı Ülker’in getirdiği kaliteyle daha da büyüteceğiz” diye konuştu. Bu yıl sonuna kadar geçecek toplam 4 aylık sürede 3 bin ton makarna satmayı hedeflediklerini belirten Tütüncü, “2009’da 10 bin ton makarna satmayı planlıyoruz. 2010’a kadar pazarda yüzde 5’lik bir hedefimiz var” dedi. Türkiye’nin 600 bin ton üretimle dünyanın en büyük ilk 5 makarna üreticisinden olduğunu hatırlatan Mehmet Tütüncü, “Kişi başı 5.8 kilo ile de en fazla tüketimde 17. sırada yer alıyoruz. Ancak pazar giderek büyüyor. Ülker’in de burada katkısı olacak” açıklamasını yaptı.
Godiva’dan sonra yeni satın almalara açığız, nakitimiz var
Mehmet Tütüncü, geçen yıl müthiş bir operasyonla dünyaca ünlü premium çikolata markası Godiva’yı alarak dünya gıda pazarında adından en fazla söz ettiren şirket olan Ülker’in yeni tekliflere açık olduğunu söyledi. 850 milyon dolara Godiva’yı alarak Türk ekonomisinde kırılması zor bir rekora imza attıklarını, yeni satın alımlar için nakit ve gelirleri bulunduğunu kaydeden Yıldız Holding Gıda ve İçecek Grubu Başkanı Tütüncü, ekonomide çok karışık günler geçirildiğini bunun da fırsatların görünmesini engellediğini belirtti. Tütüncü, “Kimse şu anda neyin fırsat olup olmadığını görebilecek durumda değil. Ancak Ülker’in şu anda elinde yeterli kaynak var. Eğer önümüze güzel bir teklif gelirse bunu yönetim olarak değerlendirmesini yaparız” dedi. Ekonomik durgunluğun Ülker’in satış hedeflerinde bir değişiklik yaratamayacağını belirten Tütüncü, “Geçmişte yaşanan ekonomik krizler, durgunluklar bizim bazı tecrübeler kazanmamızı sağladı. Böyle sıkıntılı dönemlerde küçük eğlencelerinden vazgeçmiyorlar. Bu dönemde küçülmek gibi bir planımız olmaz, olmayacak da. Biz planlarımızı değiştirmedik. Projelerimiz, yatırımlarımız aynı hızla devam edecek” diye konuştu.
Çikolata bir fetiş haline geldi yemek yetmiyor, giymek istiyorlar
Onunla çikolatayı, Türklerin çikolata zevklerini, hangi tür çikolataların burada bir türlü tutmadığını konuştuk.
Hayatta çikolata almasam da olur mu?
-Çikolata özellikle kriz dönemlerinde insanlara küçük mutluluklar sağlayabilen bir lezzet. Hem artık bir liraya bile çikolata alabiliyorsunuz, o yüzden lüks tüketim ürünü de değil. Almasanız olmaz, hayatın keyfini çıkarmak için gerekli. Bence kahve kadar da bağımlılık yapıyor. Bugün bana deseniz ki bir daha çikolata yiyemeyeceksiniz, bunu kendime dert eder, çok ama çok üzülürdüm. Bunun beslenme değerleriyle ilgisi yok, çikolata insana keyif veriyor.
Sizin favoriniz hangisi?
-Ben fındıklıları seviyorum, bazen de antepfıstıklıları. İçinde kuruyemiş olmalı! Mesela bizim Ece diye bir ürünümüz var, bayılıyorum. Dünyada da antepfıstıklı çikolatanın popüler olması için bayağı efor sarf edeceğiz çünkü bana göre müthiş bir ikili antepfıstığı ve çikolata. Halbuki Avrupa ve ABD bunun tam olarak farkında değil.
Piyasaya sürmeden tadar mısınız?
-Hem de kaç defa! Evde çocuklar da bu tadım işleminde yer almak için can atar, büyüdükçe kotaları da arttı. Tercihleri de değişti, eskiden gofretçiydiler şimdi asıl çikolataya girdiler. Ben gençliğimde bir oturuşta koca bir kalıp çikolatayı yerdim, şimdi biraz dikkat ediyorum, kendimi 50 gramla sınırladım, yani bir buçuk baton... Çikolatasız geçen bir günüm yok.
LİKÖRLÜ ÇİKOLATAYA HALKTAN TALEP GELMİYOR
Bizim çikolata zevkimizle Avrupalıların ve Amerikalılarınki arasında nasıl farklılıklar var?
-Biz tatlıya bayılırız, köklerimizde var. O yüzden bizim çikolatalarımız da onlarınkine göre daha tatlı. Sütlüleri daha çok seviyoruz, Avrupalılar meyvelileri ve Almanya, Avusturya, Polonya ve Macaristan marzipan dediğimiz badem ezmesi dolguları seviyor. Türkler bademin çikolatayla kombinasyonuna henüz tam alışamadı. Amerikalılar daha az işlenmiş kakao kullanıyor ve fındıklıları tercih ediyor. İsviçre ve Belçika truffle dediğimiz içi pralin, likör veya kahve dolu yuvarlak kalıplı çikolataları seviyor. Çinliler ise hiç çikolata yemiyor. Kültürlerinde tatlı yok, şekerli madde tüketimi erkekler arasında ayıp sayılıyor.
Sizde likörlü çikolata var mı?
-Yok çünkü toplumdan öyle bir talep gelmiyor. Örneğin biz de Belçikalılar gibi truffle yapalım dedik ama olmadı, raflarda kaldı ve süresi geçti. Likörlü çikolatanın da raf ömrü çok kısadır. Mentollü, portakallı çikolata ya da beyaz çikolata bizim toplumumuzun alışamadığı keskin lezzetler, biz deniyoruz, halk istemiyor. Belki de zaman içinde değişir.
Yurtdışındaki çikolata butikleri çikolatanın her şeyle karışabileceğini düşünüyor: Enginarlı, peynirli ve körili çikolata gördüm. Siz biraz tutucu musunuz?
-Niş market yaratma konusunda bizim çok önümüzde koşan bir lider var: Godiva. Son derece uç lezzetler var, mesela tatlı patatesten yapmışlardı ama onlar bile bu tür çikolataları geçici süreler için piyasaya sürüyor. Bir marketin rafına böyle bir ürün koyamazsınız, çünkü hızlı tüketilmez, tarihi geçer. Bu gibi tatlar söylediğiniz gibi butiklerin işi. Ben bir yönetici olarak her türlü çikolatayı tadarım. Biberli, patatesli ne olursa, bulursam enginarlı da yiyeceğim. Hiç fena fikir değil.
BİTTER ÇİKOLATA YILDA YÜZDE 25 YÜKSELİYOR
Bitter çikolatanın daha sağlıklı olduğu söyleniyor birkaç yıldır. Sizin satışlarınız arttı mı?
-Evet hem de her sene yüzde 25 oranında artıyor. Sütlü çikolatalarda kullandığımız lezzetleri şimdi bittere adapte ettik. Sütlü çikolata satışları durumunu muhafaza ediyor ama bence bittere doğru hızlı bir kayış var.
Çok tatlı ve sütlü çikolata kaliteli değildir inanışı doğru mu?
-Hayır ama sütlü çikolatanın daha çok maharet gerektirdiği bir gerçek. Süt, kakao ve şeker dengesini ayarlamak hiç kolay bir şey değildir. Kaliteli süt tozunu bulmak da zordur. Mesela lahananın bollaştığı dönemlerde sütte garip bir koku olur. Yani iş hayvanın otladığı çayıra kadar gider. Bunlara çok dikkat ediyoruz.
Türkiye’deki çikolatalardan tadıp da "Niye biz yapmadık" diye kıskandığınız oluyor mu?
-Önce biz yapmalıydık gibi değil mi? Elbette, böyle teşvik edici unsurlar oluyor zaman zaman. Ben rekabeti çok seviyorum. Ama biz şu anda sadece Türkiye pazarında rekabet etmiyoruz. Godiva’nın alımından sonra çalışan elemanlarımızın tümünde farklı bir bakış açısı oluştu. Artık Türkiye’yle sınırlı bir şirket değiliz. Şu anda Ortadoğu’da çok hakimiz, özellikle Kuveyt, Suudi Arabistan ve Dubai’de satışlarımız çok çok iyi. Fransa’ya 10 milyon dolarlık bir ihracatımız var. Ama Avrupa’da Ülker markası olarak isim yapmak için yüzümüzü ve kimliğimizi değiştirmemiz gerekiyor. Pazarlamacı arkadaşlarımız Ülker’in yurtdışındaki algısı konusunda araştırmalar yapıyor, Ülker logosunu değiştirebilir miyiz ya da isminin telaffuzu zor acaba radikal bir karar verip başka bir marka mı oluştursak sorularına cevap arıyorlar.
KAYISIDAN UMUTLUYUM
İki sene önce böğürtlenli çikolata denedik, o da tutmadı, artık üretimini durdurduk. Ya halkımız meyveyi sevmiyor çikolatanın içinde ya da biz istediğimiz lezzeti tutturamadık. Ben kayısıdan umutluyum çünkü Türkler kayısıyı çok sever. Kayısılı krema üstünde çok çalışsak başarırız gibi geliyor.
AİLENİN ŞİRKETE NÜFUZ ETME ŞANSI KALMADI
Biz bir aile şirketi olarak başladık ama artık tamamen profesyonel yönetilen bir şirket haline geldik. Ailenin etkisi çok çok azaldı. 65 faal şirketimiz var, ailede aktif olan kişi sayısı 4. Murat Bey, Orhan Bey, ben ve benim 28 yaşındaki küçük kardeşim. Nüfuz etme şansımız yok. Eskiden aile fertlerinin işe ortak olması çok daha kolaydı, şimdi uzun bir staj döneminden geçmeden kimseye yetki verilmiyor. Ancak bir pozisyona bir aile ferdiyle aynı bilgi ve tecrübeye sahip biri başvurduğunda elbette aile ferdi öne çıkar, önce o terfi eder. O kadar da torpil olsun artık.
ÇEŞMELER DAMAKTAKİ ZEVK ANINI ANIMSATIR
Çikolata çeşmeleri son yıllarda çok popüler oldu, erimiş çikolata insanları cezbediyor. Sebebi şu: Çikolata çiğnenerek yenmez, ağzınıza atarsınız, damağınızla dilinizin arasında eridiği, ağzınızın içi çikolatayla sıvandığında tam lezzetine varırsınız. Erimiş çikolata, bu zevk noktasını anımsattığı için çeşmeler insanları çekiyor. Çikolata bir fetiş haline geldi. Artık yemek yetmiyor, giymek istiyorlar. Çikolatadan yapılmış kıyafetlerin sunulduğu defilelerden biri bu ay içinde yapıldı. Çikolataya bu kadar yakın olmak güzel bir his olmalı.
FİLDİŞİ’NDEN KAKAO ALINMASA İÇ SAVAŞ ÇIKAR
Çikolata üreticileri kakaoyu Fildişi ve Gana’dan alarak oradaki işçilerin köle gibi çalıştırılmasına katkıda bulunuyor deniyor. Siz de Fildişi’nden alıyorsunuz, o işçilerin yaşam şartlarını göz önünde bulunduruyor musunuz?
-Farkında mısınız, artık Batı’nın değer yargılarıyla farklı kültürleri ve toplumları yargılar hale geldik. Batı, söz konusu bu toplumların gerçeklerinden uzak bir şekilde bu yargılara varıyor. Mesela Nike firması çocuk işçi çalıştıran ülkelerden mal alıyor, toplarını orada diktirtiyor diye de çok eleştirilmişti. Şimdi dikişsiz top çıkardı. Ama bence çözüm bu değil, o toplumun gerçeklerini böyle değiştiremeyiz. Nike, dikişsiz toplara geçtikten sonra acaba kaç tane çocuk ailesine ek gelir oluşturmaktan mahrum kaldı? Kakao, Fildişi Sahili’nin yegane geliri. Oradaki çocukların zaten okulları yok, ailelerine destek olmak zorundalar. Gana’ya ve Fildişi’ne söylediğiniz gibi bir boykot uygulansa iç savaş çıkar. Türkiye’de de pamuk, fındık nasıl kaldırılıyor? Biz kakaoyu Fildişi’ndeki son derece modern çiftliklerden, dünyada kabul görmüş, denetlenen belli satıcılar aracılığıyla alıyoruz.
‘Herkes için futbol’
Türk sporuna sağladığı katkıyla gençlerin yetişmesine büyük önem veren Ülker, Türkiye Futbol Federasyonu’yla beraber yürüttüğü Herkes için futbol – Grassroots projesine tüm hızıyla devam ediyor. Bu hafta Ülker Kurumsal İletişim Genel Müdürü Zuhal Şeker’le Grassroots projesi hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Grassroots projelerinizle neleri hedefliyorsunuz?
Zuhal Şeker: Markalarımız ve ürün gruplarımız itibariyle gençlerle ve çocuklarla daima iç içeyiz. Hedef kitlemizin çoğunluğunu oluşturan gençlerin ve çocukların hayatlarında spor ve kişisel gelişim eğitimleriyle fark yaratmaya, onları mutlu edecek, gülümsetecek projeleri gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Bu noktada TFF ile işbirliği çerçevesinde hayata geçirdiğimiz ‘HERKES için FUTBOL – Grassroots’ projeleri söz konusu hedeflerimize ulaşmak için oldukça önemli bir araç ve çok önem verdiğimiz sosyal sorumluluk projelerimizden biri.
HİF (Herkes için futbol) – Grassroots projelerine nasıl katkı sağlıyorsunuz?
Futbolun gelişmesi, sevilmesi, insanların hayatlarına aktivite katabilmesi için UEFA’nın üye ülke federasyonlarına önerdiği ‘Grassroots’ projesine Haziran 2007’den beri destek veriyoruz. TFF Futbol Gelişim Merkezi’nin geliştirdiği ve hayata geçirdiği projeler ana sponsor olarak katılıyoruz. Aktivitelerimize katılan çocuklara sadece futbol değil, spor temelinde sosyal ve kültürel birçok alanda onlara değer katacak eğitimler veriyoruz. Tüm aktivitelerde katılımcıların kullandığı malzemeleri sağlıyor, eğlenceli yarışmalar düzenliyor, lezzetli ürünlerimizi hediye ediyoruz. Ayrıca çocukların sosyalleşmesini sağlamaya çalışıyoruz. Geçen yıl düzenlenen Van Futbol Köyü’nde başarılı olan 40 çocuğumuzu 2 gün boyunca İstanbul’da ağırladık ve milli takımımızın Yunanistan’la oynadığı maçı hep birlikte izledik.
HİF – Grassroots projeleri kapsamında ne tip aktiviteleri hayata geçirdiniz?
Geride bıraktığımız yılda uluslararası katılımlı Riva Düş Köyü, Mini Minikler Şenliği, 23 Nisan kutlamaları, futbol köyleri gibi kurgu olarak birbirinden farklı ancak aynı amaca yönelik aktiviteleri hayata geçirdik. Bu projeler içinde uzun süreli olması açısından öne çıkan bir projemiz daha var; HERKES için FUTBOL – Grassroots merkezleri… 6-12 yaş arasından dileyen her çocuğun hiçbir kuralları, çevre bilinci ve farklı kişisel gelişim eğitimlerinin verildiği, bunlara ek olarak malzeme desteği de sağladığımız merkezlerin ilki Aralık 2007’de TFF Beylerbeyi Tesisleri’nde açıldı. Beylerbeyi HİF-Grassroots Merkezi’ni Nisan 2008’de açılan Adana ve Trabzon merkezleri izledi. HİF-Grassroots merkezlerinde bugüne dek 6 binden fazla çocuğumuz eğitim gördü. Kısa vadede merkezlerin sayısının 14’e çıkarılması, uzun vadede tüm Türkiye’ye yayılması hedefleniyor.
Satın alma ve birleşmeler üzerinde çalışıyoruz
turk.internet.com: Şimdi geldik diğer güçlü olduğunuz alana, dağıtım yani Mersa. Bu firma için neler söyleyeceksiniz?
Cahit Paksoy: E-sistem ile Mersa'yı birleştirdik Mersa Sistem adıyla bir şirket oluşturduk. Mersa Sistem, Intel, Asus, LG gibi önemli markaların distribütörlüğünü yapıyor. Ayrıca Casio’nun fotoğraf makineleri ve hesap makinelerinde tek temsilcisi. Başka önemli teknoloji markalarını da Türkiye’ye getiriyor.
Bunlara yeni markalar da ekleyeceğiz. Önümüzdeki fırsatları anlatmak adına söylüyorum; bu şirketlerin büyümelerinde 2007 ile 2008 arasındaki farklar % 100'den daha fazla. Mersa’da bu yıl 300 milyon doların üzerinde ciro bekliyoruz.
Ve Bilişim Grubu’ndaki şirketlerimizin hedefi de 2012 yılına kadar pazarın yüzde 25'ini kontrol edebilmeleri. Mersa Sistem, bu yıl pazarda 4'ncü şirket olmaya gidiyor, ama gelecekte dağıtım pazarının yüzde 25'ini kontrol edeceğini öngörüyoruz, stratejimizi bu hedefe göre oluşturduk.
turk.internet.com: Bu büyümeyi organik mi, yoksa satın alma ve birleşmelerle mi sağlamayı öngörüyorsunuz?
Cahit Paksoy: Sağlam bir büyüme için yatayda ve dikeyde büyümeyi planlıyoruz. Bunun için pazarda her türlü stratejik ortaklıklara gidebiliriz. Her türlü satınalmaya gidebiliriz. Türkiye'ye daha iyi know-how'ın gelmesi için stratejik ortaklıklara da açığız. Bunların üzerinde çalışıyoruz. Ve pazar satın almaları da yapabiliriz. Yani bu sektörde, bir takım konsolidasyonlar yaşayabiliriz.
Hızlı Sistem'e gelirsek, bu şirket franchising üzerine kurulu bir sistemdi. Perakende de devam edip etmeme konusunu uzun süre düşündük. Çünkü bildiğiniz gibi perakende de çok ciddi bir savaş yaşanıyor. Ayrıca Hızlı Sistem’in Mersa ve Datateknik’in kendi müşterileri ile rekabete girmesini istemiyoruz. Sonuç olarak, Hızlı Sistem'i alıp yukarılara taşımak politikasını öngörmüyoruz.
turk.internet.com: Yazılım alanında da Medyasoft var değil mi?
Cahit Paksoy: Medyasoft’u 4 şirketi birleştirerek meydana getirdik. Medyasoft’un cirosu bu yıl 50 milyon doların üzerinde olacak ve hedefi yine yüzde 25 pazar payı. Bu şirkette yazılım geliştirme ve yazılım dağıtımı var.
Ayrıca Türkiye'nin en büyük eksikliği olan uzmanlık eğitimleri veriyoruz. New Horizons'ın bölge temsilciliğini yapıyoruz. Uluslararası geçerliliği olan uzman eğitimleri önemli, zira gelişmekte olan bir ülkenin bunu yapabilmesi o kadar da kolay değil. Microsoft'un tüm dallarına, ERP ve SAP'nin tüm dallarına, Adobe'nin tüm dallarına eğitimler veriyoruz.
Ayrıca, Adobe ile projeler geliştiriyoruz. Adobe'nin, üniversitelere Blackboard konusunda e-learning çalışmaları var. Bunlarla ilgili proje ve eğitim çalışmaları yapıyoruz. Bu şirketi ben çok önemsiyorum, çünkü, Türkiye nitelikli insan kaynağı açısından büyük sıkıntı çekiyor. Medyasoft ile Türkiye’nin IT konusundaki nitelikli insan ihtiyacına katkı sağlayan işler yapıyoruz.
Bu sıkıntının daha kolaylıkla çözülebileceği bir yöntem daha var aslında; şirketler tüm IT ihtiyaçlarını bizlere out-source edebilirler. Datateknik şirketi, bunu da dört dörtlük yapar durumda.
Artık bir ofiste, özel donanımı, soğutması, altyapısı (elektrik vs) ile merkezler kurup, sunucuları host etmeye gerek yok. Üstelik güvenlik ve uzmanlık sorunları da varken. Bunu biz onlar adına yapıyoruz. Bize outsource edebilirler.
Global İletişim şirketimiz de, bu outsource açısından telekom alanında hizmet veriyor. Dediğimiz gibi, artık şirketlerin kendi ortamlarında sunucularını barındırmalarına gerek yok. Çünkü, ülkemizde bu hizmeti sağlayacak insan kaynağı açığı var. Ülkenin hala altyapısı eksik, hala elektrikler kesilebiliyor.
Bakın, uluslararası rekabette IT, SAP, ERP çok önemlidir. Örneğin, sizden mal almak isteyen yabancı bir şirket yetkilileri sizin ERP, SAP kullanmadığınızı tespit ederlerse sizin gelişmemiş bir kuruluş olduğunuza kanaat getirirler.
Bizim KOBİ'lerimiz de aynı şekilde kaynak ve eleman sıkıntısı çektiklerinden bunları gerektiği gibi yapamıyorlar. Ve ayrıca Türkiye bir deprem ülkesi. Biz, şimdi disaster recovery (felaket planlama) merkezleri, veri merkezleri kurduk. HP'nin data centeri bile bizim merkezimizdedir. Şirketlerin bunu anlamaları lazım.
turk.internet.com: Biraz da Global İletişimden yani Telekom alanındaki yatırımınızdan bahsedelim. Bu şirket için de % 25 hedefiniz var mı? Çünkü malum Ulaştırma Bakanı, Türk Telekom için, “bu şirketin özelleştirme için ödediği parayı çıkarması lazım” diyor. Bu şirket için ciro hedefiniz nedir?
Cahit Paksoy: Global alternatif bir operatör olarak faaliyet gösteriyor. Devletin, şu anda telekom alanında uyguladığı politikaları yüzde 100 destekliyoruz. Yani, Türkiye'de IT sektörünün gelişmesi açısından mükemmel bir çaba harcanıyor. Telekom tarafı ise maalesef kısmen kör topal kalmıştır. Türkiye, bu işlerin regülasyonu açısından büyük bir gelişme gösteriyor ama dünyanın epey bir gerisinde bulunuyor. Çok şükür numara taşınabilirliği geliyor. Şimdi alternatif operatörlerin gelişmesi rekabeti güçlendirecektir.
Global için ciro hedefimiz 50 milyon $. Yıldız Grubunun hedefi 1 milyar $’ı yakalamaktır.
Alternatif operatörler ne Türk Telekom'a, ne de mobil operatörlere rakip değildir. Alternatif operatörler katma değerli servisleriyle pazarın daha da büyümesine katkıda bulunurlar. Ulaştırma Bakanlığı'nın, taşımacılıkta, havacılıkta yapmış olduğu patlamayı burada da sağlamasını istiyoruz.
turk.internet.com: Yıldız Holding’in MVNO ile ilgilenebileceği düşünülüyor. Bu konusunda neler söyleyeceksiniz? Telekom alanında bir satın alma düşünüyor musunuz?
Cahit Paksoy: MVNO'larla ilgili henüz düzenlemeler olmadığı için bir şey söylemek zor. Regülasyon çıktıktan sonra bakacağız. Bu konudaki tek dileğim şu; MVNO'nun regülasyonunun da daha önceki UMTH regülasyonu gibi olmaması. Yani yüzlerce lisans alındı biliyorsunuz, ancak ortaya hiç birşey çıkmadı. Bu düzenleme öyle yapılmalı ki bir şey çıkmalı. Alternatif operatörlük konusunda regülasyonun düzelmesidir.
Satın almalar kolay işler, ancak sonra ne yapacaksınız? Ulaştırma Bakanlığı'ndan ricamız, havayolunda yaptıkları patlamayı telekomünikasyonda da yapsınlar. Üzerinde esas durduğumuz konu alternatif operatörlerin kendisi değil regülasyonlardır.
Datateknik'in hedefi 5 yıl içinde pazarın % 25-35'i
turk.internet.com: Sırası gelmişken, Türkiye’deki Bilişim sektörüne nasıl bakıyorsunuz? Sizce ne durumda?
Cahit Paksoy: Türkiye'de, Telekom hariç sadece IT sektörünün bu yılki cirosunun 7 ila 7.5 milyar dolar olması bekleniyor ki, bunun büyükçe bir bölümü donanımdan oluşuyor. Yüzde 60'ı donanım. Bu oran Avrupa'da ise tam tersi bir yönde. Orada yüzde 60 yazılım ve servisten oluşuyor. ABD'de ise donanım yüzde 20 civarında.
Buna karşılık; kişi başına yapılan harcamayla ABD dünyada bir numara. Avrupa onun yüzde 25'i kadar, biz ise Avrupa'nın 5'te 1'i kadarız. Aramızda böyle bir kopukluk, dolayısıyla büyüme potansiyeli var. Bu sektör şimdi çift haneli büyüyor. Çünkü dediğimiz gibi gelişmek potansiyeli olan pazarlardan biri.
Büyüyen iş kollarında IT tarafından son 5 yuılda yapılan büyük yatırıma karşın, evlerde bilgisayarlaşma oranı hala yüzde 30'lar civarında. Bugün internete bağlı insanların sayısına bakarak bunu anlayabiliriz.
Ama hükümet çok olumlu bir şey yaptı. Bilgisayarları okullara götürdüler. Çocuk okulda görüyor. Eve gidip istiyorum diyor. Son dönemde fiyatlar da çok aşağıya çekildi. PC fiyatları 300 dolardan başlıyor. Günümüzde insanlar çok daha rahat bilgisayar sahibi olabiliyorlar.
turk.internet.com: Bu görüntünün Datateknik açısından değerlendirilebileceğini düşünüyor musunuz?
Cahit Paksoy: Gelişmekte olan ülkelerin teknoloji açlığı üst düzeyde. Son 2 yıldır bilgisayar satışları hızlandı. Fiyatlarda görülen düşme ve hızlı internetin devreye girmiş olması bunu etkiliyor. Türkiye’de her sene 2 ila 2.5 milyon adet bilgisayar satılıyor. Bunların yenilenme sürelerine 3 yıl derseniz, Bugün Türkiye’de yaklaşık 7 milyon bilgisayar olduğunu hesaplarsınız. Bunu Türkiye'nin nüfusuyla karşılaştırırsanız, daha doyuma ulaşmasına çok var. Daha gidilecek çok yolumuz var.
Bunu sağlayacak 2 iyi koşul var. Bir tanesi, bence hükümetin politikası iyi. Dediğim gibi okullardan başlayarak bilgisayarlaşmayı destekliyorlar. 2ci durum ise fiyatların çok düşmüş olması.
Ancak biz ülke olarak, bilgisayar için ihtiyaç tanımını çok doğru yapamıyoruz. İhtiyacımızdan ziyade moda olan şeyleri tercih ediyoruz. Ve bu nedenle de kullanmadığımız bir çok özellik için de bir dünya para ödüyoruz. Bugün, her ne kadar fiyatlar aşağıya doğru seyretse de, taşınabilir bilgisayarlar daha pahalı.
Biz, Datateknik olarak ürettiğimiz PC'lerle, bilgisayarlaşma için en uygun modeli geliştiriyoruz. Bu yıl 250 bin adet Exper üretmeyi planlıyoruz. Hedefimiz üretimimizi 300 bin adete çıkarmak.
turk.internet.com: Bu PC’leri dağıtımınız nasıl oluyor?
Cahit Paksoy: Dağıtım yapılan, 2000 bayilik bir kanal var. Bu sayıya göre kendi bayilerimizin sayısı daha az. Bizim, kendi bayilerimizi artırmaktan ziyade nitelik ve niceliklerini artırmak gibi bir niyetimiz var.
turk.internet.com: Üretimin yüzde kaçı yerli / yabancı?
Cahit Paksoy: Biz işlemci gibi parçaları alıyoruz. Burada ilave üretim malzemelerini koyuyoruz. Kalite konusunda kurulduğundan beri çok titiz bir marka Exper. Kullanıcılar ve bilgisayar konusunda fikir önderi olan tüm insanlar bilir, Exper yüksek kalitede, sorunsuz bilgiyarlar üretir. Kasasından klavyesine, tüm donanımından, satış sonrası hizmetlerine kadar her alanda kalitedir Exper.
Bu arada başka bir şey daha yapıyoruz; vatandaşın ihtiyacına uyan en iyi tarifi yapıyoruz. Yani bu bir yemek tadı gibi. Biz, müşterilere “daha uygun” bilgisayarlar üretiyoruz. Ve biz şuna da inanıyoruz ki, şayet içeride üretim olmasa bu kadar üst düzey teknolojiler Türkiye'ye gelmez. Mesela bakarsanız Intel'in en son 9300-9500 chip setlerini kullanıyoruz.
turk.internet.com: Arap ülkeleri, Bulgaristan gibi Ülker'in mal sattığı ülkelerde bu sinerjiyi kullanarak bir takım çalışmalar gerçekleştirmeyi planlıyor musunuz?
Cahit Paksoy: Hedefimizde, önce kendi coğrafyamızda köklerimizi güçlendirmek var. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde pazarın yüzde 25 ila 35'lik bölümünü kontrol etmek istiyoruz. Bunu Datateknik'in çalıştığı tüm alanlarda gerçekleştirmek istiyoruz.
Diğer yandan, Yıldız Holding'in bahsettiğiniz bölge ülkelerinde bir etki alanı var. Biz bu sinerjilerden faydalanmaya çalışıyoruz, ama neticede ayrı bir iş yapıyoruz. Ülker gıdada 1940'lı yıllardan bu günlere gelmiş, biz bilişim grubunu 15-20 yıllık yeni bir mazimiz var. Onun için önce kendi bölgemizde güçlü olarak ilerlemek istiyoruz.
Datateknik, Exper ile Masaüstü üretiminde Türkiye Birincisi
2008 başında 13 şirketi yeniden yapılandıran ve 2012’ye kadar satın almalar ya da işbirlikleri ile büyüyeceğini açıklayan grubun en son Medyasoft şirketi, Bilimer New Horizons’u satın alarak dikkatleri çekti. İddialı bir görüntü çizen bu durumu Cahit Paksoy ile birlikte değerlendirdik:
turk.internet.com: Bu yıl başında, Yıldız Holding bilişim şirketlerini yeniden yapılandırdınız. Bize neler yaptığınızı ve grubun vizyonunu anlatır mısınız?
Cahit Paksoy: Holding’te, 2007 sonunda, strateji olarak bilişim ve Telekom (ICT) alanında yer alalım kararı çıktı. Küçük ortaklı şirketler olarak varlığını sürdüren, 1990'lı yıllarda kurulmuş, Ülker ailesine ait bilişim şirketlerini belirlediğimiz 4 ana alanda ve yeni bir strateji doğrultusunda Yıldız Bilişim Grubu çatısı altında topladık. Bu 4 ana alanı; Yıldız Bilişim Grubu bünyesinde şu anda Datateknik, Mersa Sistem, Medyasoft ve Global İletişim şirketleri temsil ediyor.
turk.internet.com: Datateknik hakkında bilgi verir misiniz?
Cahit Paksoy: Datateknik üç şirketin birleştirilmesiyle oluşturuldu. Bilişim sektöründe sistem entegratörü olan “BizTek Bilişim ve Yayıncılık Teknolojileri” ve BizTek faaliyetlerine satış sonrası destek ve eğitim alanlarında destek veren “BizPro Sistem Yazılım Danışmanlık ve Destek Hizmetleri” şirketimizi “Datateknik” çatısı altında birleştirdik.
Datateknik, grup içerisinde lokomotif şirket durumunda. Datateknik’te hem Exper markasının üretim ve pazarlaması, hem de entegratörlük yapıyor. Datateknik üretimini yaptığı Exper markalı ürünlerin yanı sıra, donanım, sistem bütünleştirme, ICT müteahhitliği, IT donanımı bütünleştirme, yazılım, ERP projeleri danışmanlığı, mobil çözümler, teknik destek ve dış kaynak kullanım hizmetleri, broadcasting çözümleri ve akıllı kart çözümleri gibi geniş bir alanda faaliyet gösteriyor. Entegrasyonun tüm dallarında hizmet veren Datateknik’te sıfırdan anahtar teslim sistemler yapıyoruz. Çünkü bunlar da günümüzde birer IT çözümü haline geldi.
Bu sene şirketin 400 milyon doların üzerinde bir ciro yapacağını tahmin ediyoruz. Datateknik, Türkiye Fortune'ın ilk 500'ünde 285'inci sırada. Masaüstü bilgisayar üretiminde Türkiye birincisi.
Gözümüzü açtık etrafa bakıyoruz
Cahit Paksoy 2,5 yıl önce Yıldız Holding Ambalaj Grubu Başkanlığı'na
getirildi. 2008 başında holdingin bilişim grubu da Paksoy'a bağlandı.
Onun başkanlığı döneminde her iki grupta da önemli gelişmeler yaşandı.
Ambalajda Tire Kutsan'ın Mondi'ye satılması, yatay ve dikey büyüme
stratejisinin uygulanması onun dönemine rastladı. Paksoy, "Ülker'in
diğer şirketlerinde olduğu gibi gözümüzü açmış etrafa bakıyoruz"
diyerek bu sektörde gerçekleştirecekleri operasyonun bitmediğinin
sinyalini veriyor.
Bilişimde 13 olan şirket sayısı birleşmelerle 4'e indirildi. Bilişim grubu yüzde 100 büyüdü. Paksoy, Ülker'in bilişimi de odak işlerinden biri olarak konumlandırdığına dikkat çekiyor. Ülker'in temel stratejisinin birleşme ve satın almalar yoluyla ölçek ekonomisine ulaşmak olduğunu ifade eden Paksoy, "Bu Ülker'in genel anlayışının bir parçası. Yani gelecekte var olmanın hikayesi. Çok uluslu bir yapıya doğru gidiyoruz, aynı anda biz de globalleşiyoruz. Kapımızı dünya şirketleri çalıyor. Sonbaharda ya da kışa doğru ambalaj ve bilişimdeki satın alma ya da birleşme anlaşmalarımız tamamlanacak" diyor.
Yıldız Holding Ambalaj ve Bilişim Grupları Başkanı Cahit Paksoy, her iki grubun konumunu, geleceğe yönelik planlarını ve gündemlerini söyle anlattı:
Ülker ambalaj işine kendi ihtiyacı için girmişti. Bu noktaya nasıl bir süreçte geldi?
Ülker, gıdanın arkasından ambalaja mecburen girmiş. Çünkü o yıllarda, kendi ürünlerini Türkiye'de ambalajlayacak kalitede ürün bulamamış. 1980 öncesinde Türkiye'de paranın dolaşımda olmaması, ithalat ve ihracatın zorluğu nedeniyle yurtdışından da hemen ambalaj getirilememiş. Bundan dolayı ambalaja yatırım yapılmış. Yıllar içinde Ülker, ambalaj işinde kendini çok geliştirmiş. Geliştikçe piyasada korkunç bir talep olduğu görülmüş. İşte o zaman ambalaj üretim, gıdan ayrılıp ayrı bir bünyede, diğer şirketler için de yapılmaya başlanmış.
İlk kurulan ambalaj şirketi hangisiydi? Bugün ambalaj üretiminizin, ne kadarını kendiniz ne kadarını diğer şirketler için gerçekleştiriyorsunuz? Bugün ambalaj üretiminizin, ne kadarını kendiniz ne kadarını diğer şirketler için gerçekleştiriyorsunuz?
İlk şirket, Farmamak’ın temelini oluşturuyor. Folyo ve folyodan baskı termofol ürünler üreten bir fabrikaydı. Geçtiğimiz yıl büyük oranda sattığımız Tire Kutsan Bomsaş’la birleştirilmişti. Bir de 80’li yıllarda Manisa’da kurulan Polinas var. Bunlar bizim 3 temel ambalaj ayağımız. Bir tanesi film üretiyor, Farmamak ona şekil veren plastik bazlı kalın folyo yapıyor. Bomsaş’ta da kağıt ve oluklu mukavva üretimi yapılıyor. Geçtiğimiz yıllarda da Duran Doğan ortaklığı oluştu. Türkiye karton ambalaj sektörünün en eski ve tecrübeli 2 şirketi, Duran Ofset ve Doğan Matbaası’nın 2005’te birleşmesiyle oluşan Duran Doğan Basım ve Ambalaj adlı şirketimiz, güçlü bir yapıyla yeniden doğdu. Büyük oranda ihracat yapıyor. Ülker’in kendi ihtiyaçlarıyla başlayan serüveni, bugün üretimin yüzde 10’unun grup içinde, yüzde 90’ının iç ve dış piyasada kullanıldığı bir yapıyla sürüyor.
Pazardaki konumunuz nedir?
Ülker hem çok ambalaj kullanan bir grup hem en büyük ambalaj şirketi. Bugün bakıldığı zaman Polinas, Türkiye’deki en büyük film şirketi ve pazarın yüzde 50’sinden fazlasına hakim. Farmamak, kendi sektöründeki en büyük şirket. Bizim küçük ortak olarak kaldığımız Tire Kutsan, Türkiye’nin en büyük oluklu mukavva üreticisi.
Yine ortaklığımız olan Duran Doğan, en iyi karton işleyen matbaa konumunda. Bu sinerjiden, en çok Ülker faydalanıyor.
İhracatta nasıl bir performans sergilediniz?
İhracatın payı şirketten şirkete değişiyor. Polinas, üretiminin yüzde 40’ını ihraç ediyor. Farmamak’ın toplam satışları içinde ihracatın payı yüzde 20. Duran Doğan, üretiminin yüzde 60’ını uluslararası markalara ihraç ediyor. Genel olarak bu şirketler, üretimlerinin en az 3’te 1’ini yurtdışına satıyor. Bunun anlamı şu: Ülker, ambalajda bu işi o kadar iyi benimseyip kalitesini o kadar yukarıya çekti ki, bugün ihracatını 3’üncü dünya ülkelerine değil, direkt Avrupa’ya yapıyor.
Ambalaj grubu şirketlerinin toplam cirosu ne düzeye ulaştı?
Ambalaj grubunda 2007’de bir operasyonumuz oldu. Daha önce 2006’da stratejik işbirlikleri kararı almıştık. Bunun bir parçası olarak Tire Kutsan’ın yüzde 54’ünü, dünya ambalaj devi Mondi Grubu’na sattık. Orada ortaklığımız az, dolayısıyla Tire Kutsan’ın cirosunu bizde saymak çok doğru değil. Bu satıştan dolayı geçmişte 700 milyon dolar olan ciro, 400 milyon dolar civarına düştü. Şimdi tekrar büyüyor.
Polinas’ın cirosu, 250-300 milyon dolar civarında. Farmamak’ın cirosu, 100 milyon doların üzerinde. Duran Doğan’ın da bir o kadar cirosu var.
Geçen yıl uygulamaya başladığımız yatay ve dikey büyüme stratejimiz gayet başarılı gidiyor. Farmamak’ta bu yıl itibariyle 15 milyon dolarlık yatırım yapıyoruz. Önümüzdeki yıl aynı yatırıma devam edeceğiz. Farmamak’ın kapasitesini, 3 yıl içinde 3’e katlayacağız.
Aynı anda Polinas’da da yatırım yapacağız. Polinas’da kapasite artırımını yurtdışında yapacağız. Bunun dışında ambalajda da Ülker’in diğer şirketlerinde olduğu gibi gözümüzü açmış etrafa bakıyoruz.
Daha önce şirket satın almayı ya da konsolidasyonlara gitmeyi düşündüğünüzü açıklamıştınız. Gelişmeler ne durumda.
Gelişmeler şu anda açıklanacak düzeyde değil. Yani, belki birkaç ay sonra söylenebilir, ama kesinleşen bir şey yok. İki konuda çok ciddi çalışıyoruz. Şirketleri geleceğe taşımak için organik büyümemizi sağlarken, inorganik büyümeyi yani, şirket alımları ve birleşmeler gibi yöntemlere de önem veriyoruz. Ambalajda 2006’nın sonunda, “Stratejik ortaklıklara açığız, birleşmelere açığız” demiştik. Bu stratejide değişen bir şey yok.
Şu ana kadar ambalaj grubu şirketlerine ne kadarlık bir yatırım yapıldı?
2008 yılında toplam 25-30 milyon dolar yatırım yaptık.
Şirket satın almayı mı düşünüyorsunuz yoksa birleşme ortaklık şeklinde mi olacak?
Her ikisi de. Yani hem şirket satın alabiliriz hem olası bir ortaklık yapabiliriz. Şu anda ikisi içinde çalışıyoruz. Ama belki sonbahara, kışa doğru bu çalışmalar olgunlaşır, söyleriz.
Ambalajın ve bilişimin holding için önemi nedir?
Ambalajın önemi, gıdayla yan yana durmasından geliyor. Ambalajın cirosu o kadar yüksek olamaz. Çünkü, bir gıda ürününün toplam maliyeti içinde ambalajın payı yüzde 2-3’lerde. Türkiye’de ambalaj sektörünün büyüklüğü 5,4 milyar dolar.
Diğer yandan, ticaretine katkıda bulunduğu ürünlerle birlikte düşünüldüğünde, ambalaj sektörünün yarattığı ekonominin yaklaşık 135 milyar dolar civarında olduğu söylenebilir.
Bilişim, ciro olarak ambalajdan daha yukarıda. Bu yıl odaklandığımız sektörlerden bir tanesi oldu. Bilişimde, bu yıl 1 milyar dolar, 2009’da 1,5-2 milyar dolarlık bir ciro hedefinden bahsediyoruz. Bilişim, ambalajdan daha büyük ama Ülker, kendisi ambalajda olmasa bile ambalajın Ülker için önemi çok büyük. Çünkü, sattığı ürünlerin hepsi ambalajlı. Türkiye yüzde 4-6 aralığında büyürken ambalaj her yıl yüzde 8-12 büyüyor. Ambalajda rekabetçi olmanın yolu güçlü Ar-Ge’den geçiyor. Stratejik birleşmelerin, satın almaların amacı da bu.
Satın alma ve birleşmelerdeki amacınız nedir?
Bugün globalleşen dünyaya açılıyorsanız, Avrupa’da, Amerika’da bir şirket alıyorsanız, bunun amacı sadece büyüme olamaz. Aynı anda bir miktar know-how katkısı olmalı, sinerji yaratmalı.
AB’ye girmiş ülkeleri inceliyoruz. Portekiz’e, Yunanistan’a, Macaristan’a bakıp ne olduğunu izliyoruz. Ufak boyutlu şirketlerin rekabet etme şansı yok. Bugün ambalajda da, bilişimde de kızışan rekabette, maliyet kontrolünü en iyi şekilde yapabilmenin yolu belirli bir ölçeğe ulaşmaktan geçiyor.
Ülker’in temel stratejisi birleşme ve satın almalar yoluyla ölçek ekonomisine ulaşmak mı?
Kesinlikle evet. Anlattıklarım, Ülker’in genel anlayışının bir parçası. Yani gelecekte var olmanın hikayesi. Çünkü globalleşme ile beraber ortak pazarlar, planlı sermayeler geliyor.
Türkiye’deki küçük şirketlerin benzetmeyle 3 atımlık barutu var. Global sermaye 5 yıllık plan yapıyor. 5 yıllık planın, belki 4 yılı zararla geçiyor ama şirketler 5’inci yıldan itibaren kara geçiyor. Söylediklerim sadece Ülker için değil, ülke için de geçerli. Bunlara karşı kendimizi en iyi şekilde hazırlıyoruz. Çok uluslu bir yapıya doğru gidiyoruz, aynı anda biz de globalleşiyoruz. Yurtdışında Ülker’in dünya kadar yatırımı var. Ambalaj ve bilişim de aynı şekilde gelişiyor.
“Kapımız çok sık çalınıyor” diyorsunuz. Kapınızı çalanlar arasında kimler var?
Kapımızı çalanlardan bazıları, bu sektörün içinde olan dünya şirketleri bazıları ise paraları çok olanlar. Parası çok olanlar, “Sen bu işi zaten iyi yapıyorsun, nasılsa para da kazanacaksın. Ben de para vereyim, ben de kazanayım” diye geliyor. Bu bize göre bir yaklaşım değil. İşin ruhunun olması, birleşmenin büyüklükten öte know-how getirmesi lazım. Private equity’lere zaman var.
Yurtdışında şirket alma arayışınız var mı?
Bazen bilgi geliyor. Ona da hayır demiyoruz. Önce dokümanlarına bakıyoruz. İlginç bulursak detaylara geçiyoruz.
ÜLKER DEĞİŞİMİ EN İYİ YÖNETEN ŞİRKET
Hedefimiz Bölgesel Büyüme
Ambalajda dünyadan ziyade önce bölgesel hedeflerimiz var. Bugün Polinas, dünyadaki en iyi şirketlerden biri. Onu kendi lokasyonumuzda büyütmek çok anlamlı değil. Çünkü Türkiye’de zaten kapasite fazlası var. Ambalaj, üretimiyle çevreyi besleyebilen bir sektor.
Yurtdışına Satış Zorunlu
Polinas’la birlikte 2-3 şirket daha var. Toplam üretim kapasiteleri Türkiye’deki tüketimden 2 kat fazla. Zaten yurtdışına satmak zorundayız. Bizim fabrikalarımız yüzde 100 kapasiteyle çalışıyor. Şirketlerimizi geleceğe hazırlarken Türkiye’deki değişimi daha iyi yönetmek zorundayız.Ülke büyürken biz yerimizde duramayız.
Yerimizi Sağlamlaştırıyoruz
Ülker’in de en iyi yaptığı şey değişimi yönetmek. Ülker en iyi neyi yapıyor diye sorarsanız, Ülker Topluluğu değişimi en iyi yöneten grup derim. Bunu ambalajda da yapıyor. Türkiye’deki büyümesi yeterli değilse Türkiye dışına gidiyor. Kazakistan’da ufak bir yatırım yapılmış durumda. Aynı anda kendi bölgemizde ve globalleşen dünyada kendi yerimizi sağlamlaştırıyoruz.
BİLİŞİM SEKTÖRÜNDE PAZARIN YÜZDE 25’İNİ İSTİYORUM
Pazar Yüzde 128 Büyüyecek
Türkiye bilişim pazarı, geçen yıla oranla yüzde 23,1 büyüdü ve 26 milyar dolar büyüklüğe yaklaştı. 2008 sonunda pazarın, 31 milyar dolar büyüklüğe ulaşması bekleniyor. Tüm göstergeler bakarak ve geçmiş 10 yıldaki veriler analiz edilerek Türkiye bilişim pazarının, 2007’den 2012’ye kadar yüzde 128 büyüyerek 58,7 milyar dolarlık bir hacme ulaşacağını öngörüyoruz.
Agresif ve Kârlı Büyüme
Türkiye’de kişi başı bilişim harcamalarının, önümüzdeki 5 yıl içinde 500 dolar seviyesine çıkacağı görüşündeyiz. Biz de yapacağımız birleşmenin yaratacağı sinerjiyle agresif, sürekli ve kârlı büyüme hedefliyoruz.
Kaza Olmazsa Hız Kesmek Yok
bu doğrultuda 2008’de ciroda 1 milyar YTL’yi aşmayı, 2012’de ise yüzde 25 Pazar payı hedefliyoruz. Ülkede, kaza bela olmazsa ikinci 6 aylık dönemde aynı hızda devam edeceğiz. Sektörün yüzde 30 civarında daraldığı görülüyor. Biz buna rağmen aynı hedefleri koruyoruz.
Sektörde 5 Oyuncu Kalacak
5 yıl sonra rakamın ne olacağı bilmek çok zor. Ben pazarın yüzde 25’ini istiyorum. Arkadaşlarıma talimatım şu: Pazarın yüzde 25’ini bana vereceksiniz. Şu anda henüz yüzde 10’ları bizim. Bu sektörde yarın onlarca şirket olmayacak. Sektörde, konsolide olmuş, belirli büyüklükte 4-5 oyuncu kalacak.
HEDEFLERİMİZDEN BİRİ DE HALKA AÇILMAK
Değer 7’ye Katlanacak
Bu Ülker’in genel stratejisi. 2008 başında şirketlerimizin değeri 100 ise 2008’in sonunda 300 olacak., 2009’da 700 olacak. Sektörde mutlaka kârlılık olmak zorunda. Kârlılıkla beraber sektör değeri ve şirket değeri yaratıyoruz. Sadece para kazandıran değil, aynı anda büyüyen ve şirket değeri oluşturan olmak zorundayız. Çünkü yan hedeflerimizden biri de daha halka açık bir şirket haline dönüşmek. Yani, bu sektör de belirli olgunluğa oturduğu zaman halka açılacaktır. Sektör organik ve inorganik büyümeye açık. Ambalajda söylediğimiz her şey bilişimde de geçerli.
10 Şirket Kapımızı Çaldı
Piyasada pek çok satılık şirket var. Biz de bu sattıkları neymiş diye bakıyoruz. Kapımızı çalan da bir sürü şirket var. Hem ambalajda hem bilişimde kapımız çok sık çalınıyor. 6 aylık süreçte belki 10 kişi kapımızı çalmış durumda. Kapımızı iki sebepten çalıyorlar: İkincisi hep tüketicinin hep yanında olmuşuz ve bize yüzde 100 güvenen tüketicilerimiz var. Elimizdeki en büyük değerimiz budur. Bunu bilen ve gören kapıyı çalıyor.
Birleşme İçin İnceliyoruz
Bilişimde de hem içeride hem dışarıda olası birleşmeler ve inorganik büyüme çalışmaları devam edecek. Bugün dünyada saatin içini üreten toplam 3-4 firma var. Plazmayı üreten 3-4 şirket var. Satan belki 100 tane, ama dünya bu ölçeğe doğru gidiyor. Onun için bu işbirliklerine açık olmak gerekiyor. Daha çalışması devam eden projeler, incelemesi süren dosyalar var. Bu dosyaların hepsi dünya şirketlerine ait.
BİLİŞMDE 1 MİLYAR YTL HEDEFİNDEN SAPMADIK
Bilişim Odak İş Oldu
2007’de holding stratejilerini görüşürken bilişimle ilgili de yeni bir yaklaşımda bulunduk. Holding içinde bilişim sektörünün nereye gittiğini anladım. Çalışmalarımızın neticesinde holding şemsiyesi altında bilişimi grubun odaklanılan temel işlerinden biri haline getirme kararı aldık.
Sayısı 4’e İndi
Bilişimle ilgili holdingin ufak ortaklıklarının olduğu 12-13 şirket vardı. Bu şirketleri, yeni bir yapılanmayla 4 şirket altına topladık. 2008’in başından itibaren de o başkanlık bana devredildi. Önce makro düzeyde çalışmalar yapıldı. Şimdi bu çalışmalar mikro düzeyde yürütülüyor.
Yüzde 100 Büyüdük
6 aylık sürece baktığımızda çok doğru bir planlama yaptığımı görüyoruz. Pazar paylarının sıkıştığı bir dönem yaşıyoruz. Buna rağmen hedeflere çok yakın şekilde yola devam ediyoruz. 6 ayı çok iyi geçirdik. Yılın ilk 6 aylık sonuçlarına göre geçen yıla oranla yüzde 100 büyüdük.
3’üncülüğe Çıktık
2008’in başında başladığımızda piyasada 5’inci, 6’ncı olan şirketlerimiz, bugün 3’üncü duruma geldi. Her şey çok doğru gidiyor. Bu şirketleri 1 milyar YTL ciro yapabilecek bir yapıya kavuşturuyoruz. Geçiş döneminin yüzde 80’i tamamlandı. Bugün baktığımızda dev bir Datateknik var. Bu şirket, bugün BT anlamında her türlü entegrasyonu yapabilen Türkiye’nin en büyük şirketi. Exper markasıyla bugün Türkiye’nin bir veya iki numaralı PC üreticisi.
‘Lider, ekibinin bir parçasıdır, ben değil BİZ demesi önemlidir’
Cahit Paksoy, yöneticilerin kendilerini geliştirmeleri konusundaki görüşlerini söyle açıkladı:
"Türkiye az gelişmiş ülkeden gelişmekte olan ülke sınıfına doğru bir mücadele vermeye çalışıyor. Bu ülkelerin özellikleri, genç nüfus yoğun, bu ülkelerin teknik altyapıları orta düzeyde çok güçlü değil. Çünkü bu ülkeler hala iklimsel problemlerini bitirmemiş durumdalar. Ama bu ülkelerde büyük potansiyel var. Türkiye çevresinde kimlerle rekabet ediyor diye etrafına bakması lazım. Türkiye bugün Ankara etrafında 2 bin kilometrelik yay çizerseniz bu bölgele rekabet ediyor. Bugün Türkiye'de bir BT mühendisinin veya bir makine mühendisinin şirketlerdeki ortalama maliyeti 50 ile 60 bin dolar civarında. Romanya'da; 35 bin dolar, Hindistan'da 32 bin dolar. Bunlar bizim rekabet ettiğimiz ülküler ülkeler. Bizim rekabetimiz içerisinde her geçen gün bu insanların daha kaliteli daha yüksek ücretlerle daha iyi şartlarla sağlayabilmek için göre ürün yapmamız lazım. Katma değeri yüksek ürün yapıp satabilmek lazım. Türkiye'nin bu şartlarını yöneticinin çok iyi bilmesi lazım. Üretim teknolojilerine sahip olmanız lazım. Entelektüel seviyeyi oraya çekmeniz lazım. Bunlara sahip olduğunuz zaman rekabet edebilirsiniz. Türkiye bunun sınırlarını yaşıyor şu anda. Türkiye buraya kadar kendini bir şekilde taşımış, simdi ikinci bir zıplama yapmak zorunda."
TÜRK YÖNETİCİLERİN İSİ ZOR
Paksoy'a göre yöneticilerin işi Türkiye'de Almanya'dakinden daha zor. Amerika'dan da daha zor. Çünkü stabil olmayan şartları yönetiyorlar. Burada yönetici insanla çalışıyor. insanin konfor ihtiyaçlarını karşılamada zorluk çekiyor. Yönetici profilinin üzerindeki yükün dağılımına baktığınızda Almanya'daki ile aynı değil. Paksoy, kendisinin yönetim anlayışı konusunda ise şu bilgileri yeriyor: "Benim şöyle bir avantajım oldu. 3-4 konuda uzman düzeyindeyim. Bunlardan bir tanesi BT konusu. Örneğin benim yönetimimde şirketlerde ilk aldığımız karar ERP projesidir. Grubun en küçük şirketinden en büyüğüne en iyi kalitede hizmeti alabilecek şekilde destek hizmetleri oluşturulmuş durumda. Bu şirketlerin çoğu tek başına bu servisleri dışarıdan alamazlar. Bu kaliteli servisi üretemezler. Ama holding onlara üst düzeydeki kaliteli servisi merkezden sunuyor. Katma değerli ürünlere geçebilmemiz için rekabette onlarla iyi mücadele edebilmek için bugün artık BT sektörünün işlerimizin bir parçası, işlerimizi ana kolaylaştırıcı araçlardan biri olması lazım. BT'yi yöneticinin karar mekanizmalarını kolaylaştıran bir araç olarak görüyorum.
Her türlü teknolojinin üretime, satışa katkısını görmek lazım. Çünkü bunu maksimize ettiğiniz zaman rekabetiniz kolaylaşacak. Yönetici özelliğinim yarısı şirketin içinde yarısı da dışa dönük modellerden oluşmalı. Her zaman dünyanın her yerinde ne oluyor bilmeli. Her şeyi algılamalı, ölçebilmeli ve değerlendirebilmeli. Kiminle, tabii ki ekibiyle.'
Ülker, önceleri kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere ambalaj işine başlamış. Daha sonra da bu konudaki başarısıyla birlikte ambalaj sektörünün önemli isimlerinden biri haline gelmiş. Bu başarının altında da teknolojiyi yoğun olarak kullanabilmenin yattığını belirten Paksoy, “Ambalaj grubunda B2B çalışıyoruz. Ambalajı ikiye ayırmak lazım, plastik ve kağıt olmak üzere. Kağıt tarafında biz kullanılmış hurda kağıttan yeniden kağıt üretiyoruz. O kağıttan oluklu mukavva yapılıyor. Kutular yapılıyor Plastik tarafına bakıldığında plastik tarafı da kendi içinde gruplara ayrılıyor. 10 mikron 50 mikron arasında film üretiyoruz. Bu film de ambalaj sanayinde kullanılıyor. Şirketlere veya matbaalara satıyoruz onlar da baskı yapıyorlar, malzemelerini koyuyorlar" diyor.
EKİBİ DE BAŞARIYA İNANDIRMANIZ ŞART
Cahit Paksoy, aslında ambalaj işinde çok uzun sürelerden bu yana bulunan bir kişi değil. Yıldız Holding’te çalışmaya başladıktan sonra ambalaj sektörü ile tanışmış. Sektörü tanıma konusunda zorlanıp, zorlanmadığını sorduğumuz Paksoy, şu yanıtı verdi: "Ben işi sonradan öğrenmeme rağmen çok sevdim. Biz kavramı bende çok değerli. Ben bir yere geldiğimde böyle bir strateji çalışmasıyla başlarım hayata. Strateji çalışmasıyla kendim de öğrenirim, şirketim de öğrenir ve uzun hedefli bir yol çizeriz. ‘Ben yapmam, ekip yapar’, ekiple birlikte ben de altına imza atmış olurum. En alttaki işçi inanır buna. Buna inandırdığınız zaman bu bir ekip çalışması olur. Ben yaptım diye bir kavramın yanlış olduğuna inanırım. ‘Ekibimle yaptım modeli’ dünyanın an iyi modeli. Motivasyonu yüksek organizasyonlar olabilmesi için biz kavramının geçerli olması lazım. Herkesin aynı hedefe odaklanması ayrı inanması lazım. Buna inandıracak yönetici modeli olmak önemli. Ambalaj artık sadece korumak veya saklamak için değil. Aynı anda ürün iletişimini sağlıyor. Çünkü ticaretin modeli değişti. Artık çok büyük alışveriş merkezleri devreye girdi. Ve plastik kartlar çıktı. İnsanlar artık bakkala gidip veresiye defterlerinden kurtuldu. Bu olunca artık ürün iletişimi modeli değişti. İnsanlar x ihtiyacı için büyük markete girdiğinde karşısında dev görseller var. Ambalajlı ürünler var. Konuşan ambalajlar var artık."
Cahit Paksoy, teknoloji yatırım stratejileri konusunda ise şunları kaydetti: "En ucuzu alma kavramı burada yoktur. En uygunu almak vardır. En uygunun tarifi bizim belirli kriterlerimize uymasıdır. En tepedendir bu mesaj. Aksini uygulayamazsınız. Birincisi hem alımın sürekliliğini sağlayabilmektedir. Biz en uygun şartlarda teknik şartları en uygun olan, arkasında en güçlü servisin olduğu ürünleri kullanırız. Diğerlerini kullanmayız. Teknolojiyi almanızın, uygulamanızın çok önemi yok. Bununla ne yaptığınız, ne kadar faydalandığınız, bundan ne ürettiğiniz önemli. Teknoloji o zaman anlam kazanıyor, yoksa bir anlamı yok.'
Stanollü yoğurtla kolesterolsüz hayat
Gıda şirketleri de bu bilim adamlarının... İnsanoğlunun yaşam kalitesi
yükseldikçe daha uzun ve sağlıklı yaşamak istiyor. Bu ihtiyacı
karşılamaya soyunan gıda şirketleri, besinlere insan sağlığına iyi
gelen katkılar ekleyerek fonksiyonel gıda elde ediyor. Bunun için
Bütçelerin ağzı açılıyor. Çünkü beslenmenin yanı sıra insan sağlığına
iyi gelen fonksiyonel gıdalar son yıllarda beslenme programlarındaki
ağırlıklarını artırıyor. Bağışıklık sistemini destekleyen, sindirim
sistemini düzenleyen, kolesterolü kontrol altına alan ürünler bunlardan
bazıları. Son dönemin popüler fonksiyonel gıdası ise kalbe iyi gelen,
içinde bitkisel kaynaklı stanol barındıran yoğurt, süt, margarinler.
Ülker kalbi koruyan benecol (stanol maddesinin patentli ismi) maddesini
içeren Kalbim Benecol ürünleri için tam 15 milyon YTL yatırım yaptı.
İnsan daha uzun yaşamak istiyorÜlker Yağ ve Mutfak Grubu Pazarlama Müdürü Verda Duysak pazarda en çok ilgi gören fonksiyonel gıda maddesi nedir sorumuzu şöyle yanıtlıyor:”İnsanoğlu daha uzun yaşamak istiyor. Böyle olunca özellikle kalbe yönelik ürünler çok satıyor. Kalbim Benecol ürünleri besin yoluyla alınan kolesterolün vücutta emilimini engelleyerek belli bir oranda kolesterolün düşmesine neden oluyor. Kandaki kolesterol oranını düşüren bu ürünleri 15 gün düzenli bir şekilde tükettiğinizde kolesterol seviyeniz yüzde 15 oranında düşüyor. Kolesterolünüzü yüzde 10’a varan oranda düşürdüğünüzde kalp krizi geçirme riskiniz yüzde 50 azalıyor” Bilindiği gibi kolesterol erken yaşta geçirilen kalp krizlerinin en büyük nedenlerinden birisi. Verda Duysak sorularımızı yanıtladı.
Kalbim Benecol kalbi nasıl koruyor?Türkiye’de kalp krizi geçirenler içinde 50 yaş altındakilerin oranı yüzde 20. İnsanların boyu, kilosu gibi kolesterol seviyesini de bilmesi gerekiyor. Ama bizde bilinmiyor ve maalesef konu acil serviste bitiyor. Benecol yüksek kolesterolün etkin şekilde düşürülmesini sağlayan bir gıda hammaddesi. Bilimsel deneyler, kolesterolde düşüş sağlanabilmesi için günde 2 gram bitkisel stanol alınmasının yeterli olduğunu kanıtladı. Stanol, kolesterolün sindirim siteminde emilimini azaltıyor. Toplam kolesterolün ve kötü kolesterolün düşmesini sağlıyor. Benecol’un kolesterol düşürücü etkisi Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve Amerikan Kalp Birliği (AHA) tarafından da teyit edildi. Dünyada 12 yıldır kullanılıyor.
Daha çok kimler alıyor bu ürünleri? Biliyorsunuz erkeklerde kalp krizi çok daha yaygın. Ama buna karşın Kalbim Benecol ürünlerini daha çok kadınlar arıyor. Kalbim Benecol’ün yoğurt, süt, yoğurt içeceği ve margarini var. Yoğurt içeceği dışındaki tüm üç kategoride kadınların kullanım oranı yüzde 65 ve üstü. Fakat yoğurt içeceğinde kullanım erkeklerle eşit.
Kaç gün kullanmak gerekiyor?Kalbim Benecol ürünlerini iki haftalık düzenli kullanımı kolesterolü yüzde 15’e varan oranda düşürüyor. Bunu 50’yi aşkın klinik deney doğruluyor. Bitkisel stanoller içeren Kalbim Benecol ürünleri, her gün düzenli kullanıldığında kolesterolünüzü düşürmeye ve aynı seviyede korumaya yardımcı olur. Kolesteroldeki yüzde 10’luk düşüş bile kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Ama ürünü bıraktığınızda eğer beslenmenize de dikkat etmezseniz kolesterol seviyesi tekrar eski oranlarına dönebiliyor.
Kolesterol ilacı kullananlarda bu gıdaların tüketimi risk yaratır mı?
Klinik araştırmalar statin kullanımın yanında benecol kullanılmasının da faydayı çok daha fazla artırdığını göstermiş. Yüksek kolesterolü olan kişiye önce hayat tarzına bakması öneriliyor. Yani spor yapması, beslenmesine dikkat etmesi… Kolesterol buna rağmen düşmediğinde, içinde stanol olan ürünleri beslenme düzeninin içine alınması öneriliyor. Kolesterol yine de istenilen seviyelere düşmezse doktor kontrolünde ilaç kullanımı öneriliyor.
Yan etkisi var mı?Stanol vücut tarafında hiç emilmiyor. Emilmediği için kana karışmıyor. 15 yıldır yapılan araştırmalar da hiçbir yan etkisinin olmadığını gösteriyor.
Kolesterol dışında ne tür fonksiyonel gıdalar üstünde çalışılıyor? Mesela zeka artıran gıdaların da üretilme şansı var mı?Biz bu alanda dünyanın en iyi Ar-Ge şirketi olan Rasio ile ortak çalışıyoruz. Kolesterol tabii çok popüler bir konu. Ama bunun yanında kilo kontrolü, kilo kaybı sağlayan kategoriler de gelişmeye başladı. Malum insan yiyerek şişmanladığı için gıdayla bunu kontrolü çok mümkün. Zekayla ilgili olarak ise Omega-3’lerle ilgili çalışmalar var. Özellikle çocuklar için önemli bir konu.
Stanol bir tek grubunuzun ürettiği süt ürünlerinde mi bulunuyor peki, başka besinlerden alınamaz mı?Elma, havuç gibi gıdaların içinde bitkisel stanol var. Mısır, buğday gibi besinlerde az miktarda bulunur. Ancak günde iki gram stanol almak için 150 tane elma veya 200 tane havuç yemek gerekir. Kalbim Benecol ürünlerinden bir kase yoğurt yemek veya iki bardak süt içmek veya 30 gram margarin kullanmak günlük 2 gramlık stanol ihtiyacınızı karşılıyor.
Geçmişte TV reklamlarınız için neden Rıdvan Dilmen ve Nükhet Duru’yu seçtiniz?Rıdvan yılların sporcusu, kilo sorunu da yoktu. Nükhet Hanım da sağlığına dikkat eden bir sanatçı. Buna rağmen ikisinin de kolesterolü çok yüksekti. Nükhet Duru’nun kolesterolü yüksek olduğundan doktoru benecol kullanmasını önermiş. Biz Nükhet Duru’ya ulaştığımızda ürünlerimizi kullanmış, 15 günlük kürünü yeni bitirmişti. İkisi de Kalbim Benecol kullandı ve kolesterolleri düştü. Zaten biz kolesterol beklenmedik kişilerde oluyor mutlaka ölçtürün demek istedik bu reklamlarda.
Sektörün gidişatına göre ilerleyeceğiz
Türkiye'nin önemli bir değeri olan Ülker Grup, bugüne kadar gerçekleştirdiği sayısız proje ve faaliyetleri ile hiç şüphesiz sektörünün lideri konumunda bulunuyor. Ülker Grup, en eski aile işletmelerinden biri olmakla beraber profesyonel bir isletme olmasıyla da dikkat çekmekte. 1944 yılından bu yana, sektöründe faaliyetlerini sürdüren işletme aynı zamanda önemli sosyal projelerle de adından söz ettiriyor. Bunun yanı sıra, sunduğu iş olanakları ve istihdam kapasitesi ile Türkiye ekonomisine yaptığı önemli katkılar da Ülker'in ne kadar büyük bir işletme okluğunun önemli bir kanıtı. Ülker Grubu Başkanı Ali Ülker, yaptığımız bu söyleşi de, işletmenin sektördeki çalışmalarını, sosyal projelerini ve gelecek planlarını bizlere anlatıyor.
Sizi ve çalışmalarınızı tanıyoruz ama yine de Ülker Grubu’nun şirket yapılanmasını, holding bünyesindeki iştiraklerini ve sizin bu tablodaki konumunuzu sorarak başlamak istiyorum.
Yıldız Holding’in bünyesinde bulundurduğu Ülker Grubu, Türkiye'nin hızlı tüketim ve gıda alanında öncü gruplarından biri. Faaliyetlerine 1944 yılında Ülker markasıyla bisküvi üreterek başladı. Bugüne geldiğimizde, 65 üretim ve pazarlama şirketiyle bisküviden çikolataya, gazlı içeceklerden süt ve sütlü ürünlere, bebek mamasından kişisel bakım ürünlerine ve ambalaja kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyoruz. Türkiye'nin en büyük hammadde alıcılarından biriyiz. Doğrudan 100 bin, dolaylı olarak ise 500 bin kişinin geçimine katkıda bulunuyoruz. 9'u yurtdışında toplam 42 fabrikamız var. Aralarında benim 2005'ten bu yana başkanlığını yürüttüğüm Ülker Grubu (Bisküvi, Çikolata. Şekerleme) bulunduğu altı ana grupla faaliyet gösteriyor. Diğer gruplar da, Gıda ve İçecek Grubu, Ambalaj Grubu, Bilişim Grubu, Yurt Dışı Yatırımlar, Ar-Ge ve İş Geliştirme Grubu ile Gayrimenkul Yatırımları Grubu.
Yurtdışında birçok projede bulundunuz ama orda kalmadınız, döndükten sonra uzun yıllar grubun içinde farklı görevlerde bulundunuz, yine uzun süredir grup başkanlığı yapıyorsunuz ve Ülker'le aile bağınız var. Kuşkusuz Ülker Türkiye'nin önemli bir değeri. Ali Ülker, bize Ülker Grubu'nu nasıl tanımlar? Yurtdışında kalmamanızın bir nedeni midir?
Yurtdışı organizasyonlarımızın başında diğer şirketlerimizin yönetiminde de olduğu gibi profesyoneller var. Holding yönetimince yapılan iş bölümünde ben Ülker Grubu Başkanlığı'nı üstlendim. İşim merkezde olmayı gerektirdi.
Ülker kısa bir süre Önce yeni bir iç yapılanmaya gitti, "Ülker muhafazakar yapısını profesyonellere yönelerek değiştiriyor" gibi başlıklar atıldı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu değişimi, yeni vizyonunuz nedir?
Ülker halen faaliyet gösteren en eski aile işletmelerinden biri olmakla birlikte, kurumsallaşmış ve icrayı profesyonellere devretme yetkinliğini göstermiş, yetki ve sorumluluk veren, hızlı karar alabilen, aldığı kararları uygulayabilen bir işletme. Zamana ve değiştirdiği şartlara ayak uyduruyoruz ama kuruluşumuzdan bu yana sürdürdüğümüz amacımızdan şaşmıyoruz. 64 yıl önce markamızı her insanın, hangi ülkede yaşarsa yaşasın, güzel bir çocukluk geçirme hakkına sahip olduğu inancıyla kurduk, Takip etmemiz gereken yolda ilerliyoruz. Kazandığımızı sürekli işimize yatırarak, her zaman sürprizlerle dolu bir marka olmaya çalışıyoruz.
Ülker'i yurtdışında nasıl konumluyorsunuz. Türkiye'yi nasıl bir imajla taşıyor?
Dünya öylesine küçüldü ki. Türkiye nesilleri nasıl Ülker'le büyümüşse, günümüzde Dünya nesilleri de Ülker ürünlerinin tadını biliyor. Bu bize, bir marka olarak sadece Ülker’i değil, Türkiye'yi de temsil ettiğimiz imajını veriyor. Özellikle Godiva'nın Yıldız Holding'e katılmasıyla birlikte hem holdingin hem de Türkiye'nin bilinirliliği kuvvetlendi.
Yatırım alanlarınız içinde gayrimenkul ve bilişim bana ilginç geliyor; nasıl bir açılımla bu alanlara yöneldiniz, beklentileriniz gerçekleşiyor mu?
Bilişim sektöründe fırsatları değerlendiriyoruz. 20 yıllık şirketimiz Datateknik önemli projeler üzerine çalışıyor. Sağlıklı ortaklıkları da kolluyoruz. Gayrimenkul sektöründe ise sağlam Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı ile kontrollü olarak büyüyoruz. Bu sebeple küçük adımlarla ancak büyük projeleri de değerlendirerek ilerlemeyi uygun buluyoruz. Sektörün gidişatına bakarak ilerleyeceğiz.
Farklı sektörler daha olacak mı? Dış yatırımlarda yeni bir isim daha duyacak mıyız?
Bölgesel şirketler liginde önemli bir yere sahip olan grubumuz, dünya gücü olmayı hedefliyor. Bu hedefe ulaşmak için ortaya koyduğumuz stratejimiz iki önemli bölümden oluşuyor: hızlı tüketim sektöründe büyümek ve uluslararası bir grup olmak. Bu hedef doğrultusunda, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyümeyi belirli bir denge gözeterek, yatırımlar, iç büyüme, satın almalar ve ortaklıklarla sağlamaya devam edeceğiz.
Godiva dünyada ses getiren bir atılım oldu, entegrasyon süreci nasıl geçiyor? Godiva'nın ciro hedefi ne?
Aralık 2007’de satış anlaşması yapılan Godiva, 18 Mart 2008'de resmen Yıldız Holding bünyesine katıldı. Satın almanın ilk gününden bu yana belirttiğimiz gibi Godiva stand-alone bir şirket olarak yapısını koruyacak. Bu kapsamda Godiva'nın yönetim kadrosu da korundu. CEO Jim Goldman, yönetim takımıyla birlikte stratejilerini yürütmeye devam ediyor, edecek. Öte yandan, Yönetim Kurulu'na yeni atamalar da oldu: Cem Kozlu, Jim Zaza gibi değerli isimlerin de dahil olmasıyla ekip daha da zenginleşti.
Türkiye'de Godiva'ya merak artıyor. Franchise teklifleri ardı ardına geliyor. Bizim Ar-Ge çalışmalarımız, Godiva'nın dünyadaki araştırmaları ve tecrübeleri eklenince güçlü bir ekip oluşturduk. Bu satın alma, kısa vadede olmasa da uzun vadede Türkiye çikolata pazarını olumlu yönde etkileyecek ve genişletecektir. Yani Godiva, sadece Ülker’in değil sektörün premium çikolata segmentindeki boşluğu doldurması nedeniyle çok önemli. Biz satın aldığımızda Godiva’nın cirosu 450 milyon dolardı. Gelecek sene için hedef 600 milyon dolar.
Sosyal sorumluluk projelerinizde aralıksız sürüyor, son dönemde bu konuda neler yapıldı, yeni oluşumlar neler?
Sosyal sorumluluk projelerimiz daima sürecek çünkü toplum hayatına somut katkılar sağlamayı önemli bir görev olarak görüyoruz. Kuruluş yılımızdan bu güne Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmanın yanı sıra, sosyal sorumluluk projeleriyle de toplumsal gelişime yönelik çalışmalarda bulunduk. Onursal Başkanımız Sabri Ülker, TEMA’nın kurucuları arasında yer aldı, eğitim alanında pek çok projeye katkıda bulunda, Türk sporunu ve sporcusunu destekledi. Bu yıl da sponsorluk çalışmalarımız çocuk, spor ve çevre alanlarına odaklandık.
Ayrıca içinde yer aldığımız sektörün gelişimine katkı sağlayacak kongre ve konferanslara da destek veriyoruz. TEMA’nın kırsal kalkınmaya yönelik ‘El Koyun Projesi’ni ilk destekleyen kurumlardan biriyiz ve proje kapsamında sahiplendiğimiz üç köye, Azatlı (Edirne) Kuzuçardağı ve Karacaoğlan (Kırklareli) köylerine yönelik desteğimiz sürüyor. Bu köylerde meracılık, bağcılık, arıcılık, meyvecilik ve hayvancılığın Avrupa Birliği standartlarına ulaştırılmasını hedefliyoruz. Bu sene gurur duyduğumuz bir diğer çalışmamız da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle evlatlarımıza verdiğimiz ücretsiz sinema hediyesiydi. Macera Adası (Nim's Island) adlı filme sponsor olduk. 19 – 20 Nisan 2008 tarihlerinde, 33 ildeki 123 sinema salonunda ücretsiz gösterilen filmi 125 bin çocuk izleme imkanı buldu.
Yine çocuklarla ilgili bir başka çalışmamız da TFF İle birlikte yürüttüğümüz Grassroots (Herkes İçin Futbol) Merkezleri. 6–12 yaş arasında dileyen her çocuğun hiçbir ücret ödemeden kayıt olabildiği merkezlerde 4'er haftalık dönemlerde çevre bilinci, fair play, futbol oyun kuralları ve dengeli beslenme eğitimleri veriliyor. İstanbul, Adana ve Trabzon'daki merkezlerimizde verilen eğilimler yıl boyunca sürüyor. Herkes İçin Futbol projesi kapsamındaki bir diğer projemiz de futbol köyleri. 2007'de Van'da ilkini gerçekleştirdiğimiz çalışma bu sene Sinop, Bolu, Sivas ve Isparta olmak üzere 4 farklı ilde ikişer dönem düzenleniyor. Köylerin ilki olan, sadece kız öğrencilerin katıldığı Sinop Futbol Köyü 25 Temmuz'da gerçekleştirildi. Ardından Isparta Futbol Köyü düzenlendi. Çocuklar 9 gün boyunca futbolun yanı sıra kişisel gelişim, satranç ve çevre bilinci eğitimi aldı.
"Aklımızda Futbol, Kalbimizde Türkiye!" dediniz, güzel de bir Avrupa Şampiyonası oldu. Neler söylemek İstersiniz bu konuda?
Şampiyona çok güzeldi, milli takımımızın heyecan ve gurur verici mücadelesi muhteşemdi. Millilerimiz bize çok güzel günler yaşattı. Yeri gelmişken, başta çok erken kaybettiğimiz ve hep saygıyla, rahmetle anacağımız Hasan Doğan başta olmak üzere TFF'ye ve tüm takıma teşekkür etmek isterim. Milli Takımın ana sponsoru olarak başlattığımız kampanyamızın çok başarılı olduğuna inanıyorum. İletişim stratejimiz, Ülker'in yıllardır spora verdiği desteği pekiştirmek, milli takımın en büyük destekçisi olduğunu göstermek, futbolun verdiği keyif, coşku ve gururu Ülker'le özdeşleştirmek ve değer verdiğimiz çocuk ve çocukluk kavramını spor iletişimine taşımaktı. Kampanyamızla tüketiciyle duygusal bağ yaratmaya ve "Ülker 'birlikte büyüdüğüm' marka olarak benim kalbimi bir kez daha kazandı" mesajını vermeye çalıştık. Diğer rakipler ve sponsorlardan ayrışmak, 360 derece mecra iletişimi ile her kanalda fark yaratmak ve tüm mecralarda bütünsellik sağlamak istedik. Bunun için, mecra iletişiminin yanı sıra kampanyaya özel, milli futbolcularla hazırlanan, kişiye özel mesaj kurgulu, özel internet projesi geliştirildi: bununicindogdunuz.com internet sitesi yaratıldı. Yaklaşık 70 milyon kez tıklanan sitenin 1 milyon 170 bin tekil ziyaretçisi oldu. Site üzerinden 275 bin mesaj gönderildi. "Hep seninleyiz" isimli milli takım marşımız siteden 98 bin kez indirildi. Cep telefonlarından marş melodisini indirenlerin sayısı ise 51 bin. Tüm bu mesajlar, kampanya müziğimizin milli takım marşı gibi benimsenmesi, basında çıkan yazılar da bunun bir kanıtı.
Ülker'in dimağımızda yer eden, tarihe tanıklık etmiş ürünleri, unutulmayan reklamları var. Bir Ülker belgeseli düşünüyor musunuz?
Yetkin bir arşivleme sistemimiz var. Filmlerimizi, reklamlarımızı bilgisayar ortamında saklıyoruz. Zaman zaman toplantılarda kullanıyoruz.
Özellikle perakendecilikle bağlantılı olarak sorarsak Türkiye'de hizmet sektörünü nasıl buluyorsunuz, yurt dışına kıyasla?
Perakendecilik alanında, Ülker olarak pazarlama aktiviteleri ile pazarın ritmini yakaladığımızı düşünüyorum. Görsel sergileme tekniklerinde ürün çeşitliliğine dikkat ediyoruz. Planlı/plansız alışverişe göre mağaza ve reyon yerleşim planlarını ayarlıyor, tüketici memnuniyetini artıracak raf düzenini oluşturmaya çalışıyoruz. Ek teşhirlerle, birbirini tamamlayan ürünlerin bir arada sergilenmesini sağlıyoruz. Ayrıca, reyonlarda dikkati, istenilen ürüne çekmek için de askılı standlar kullanıyoruz. Bunların haricinde, mağaza girişlerinde tüketici dikkatinin yoğunlaşacağı noktalarda tadım aktiviteleri uyguluyoruz. Elbette yurtdışında, Avrupa Birliği ülkelerinde, Amerika'da, Asya’da ve Ortadoğu’da değişik pazarlama teknikleri var. Ancak her ülkenin teknik ve yöntemleri o coğrafyalara ve tüketici taleplerine göre düzenlenir. 110 ülkeye ihracat yapan bir kurum olarak bu teknikleri de yakından inceleme fırsatımız oluyor, gerektiğinde bizler de gördüğümüz enteresan perakendecilik ve pazarlama yöntemlerini benimsiyoruz.
Türkiye yine sosyo-ekonomik açıdan oldukça sıcak bir gündem yaşıyor. Neler düşünüyorsunuz. Bir dar boğazda olduğumuz söylenebilir, bu dar boğaz geniş bir ufka mı açılıyor sizce?
Amerika kaynaklı küresel dalgalanmanın Türkiye'ye yansımasını, etkilerini yadsımak mümkün değil. Tarımsal ürünlerdeki fiyat artışı elbette gıda sektörünü ve dolayısıyla bizleri etkiledi. Ancak kontrollü büyümemizi sürdürüyoruz. Şartlara uygun olarak belirlediğimiz stratejilerimizi ve hedeflerimizi uygulamaya devam ediyoruz.
Son dönem ekonomiyi nasıl değerlendiriyorsunuz, henüz döviz kurlarında bir dalgalanma olmaması her şeyin yolunda olduğunu gösterir mi?
Amerika'dan kaynaklanan, petrol fiyatlarının artışı ile artan ekonomik gerilim, bunun yanı sıra iklimsel değişiklikler elbette Türkiye'yi de etkileyecektir. Bu bağlamda bizim için en önemli düşünce-ler hem tüketicimizi, hem hissedarımızı, hem de çalışanımızı mümkün olduğunca korumaktır. Bir gıda şirketi olarak bizi en çok İlgilendiren nokta gıda hammadde fiyatlarındaki artış oldu. Artan hammad-de fiyatlarını bugüne kadar müşterimize minimal ölçülerde yansıtmaya gayret ettik. Verimlilik ve yüksek teknolojiyi, zammı, mümkün olduğu kadar geciktirmeye çalışıyoruz.
Büyük şirketler, büyük yatırımlar ekonomiye yön verdikleri gibi ekonominin gidişine ilk refleks gösteren yapılar oluyor. Bu bağlam da son dönemde Ülker'in refleksleri nedir? Vazgeçtiğiniz yatırımlar var mı?
Bu yıl, gıda sektörü, kuraklık ve hammadde fiyat artıştan gibi olumsuz gelişmeler yaşadı. Her ne kadar bu gelişmeler sektörü olumsuz etkilemiş olsa da, önümüzdeki tablo, gelişen Ar-Ge teknolojileri ve genç nüfusumuz gibi olumlu unsurlarla sektörümüzün geleceğinin parlak olduğunu gösteriyor. Çok kısa suretle pazar dinamiklerine uyum gösterme esnekliğimiz var. Geleceğe olumsuz bakmıyoruz. Mevcut şartları en iyi şekilde değerlendirip, yatımlarımızı yönetmeye devam edeceğiz.
İzninizle günlük hayata dair de sorular sormak istiyorum: Bir yönetici olarak haftanızı nasıl değerlendiriyorsunuz, tatil günleriniz nasıl geçiyor?
Yoğun bir çalışma hayatım var ancak aileme ve hobilerime de vakit ayırabiliyorum. Ailemle seyahat etmek, denizle ilgili her türlü spor ve aktivite, müzik dinlemek başlıca zevklerim arasında yer alıyor.
Ülker’in “Kaşıkçı Elması”
Godiva’nın satın alınma öyküsü
• Campbell Soup 2007 yılının ağustos ayında Godiva işini bırakacağını ilan ettiğinde dünya gıda devleri Nestle, Starbucks, Mars gibi firmalar hemen satın alma görüşmelerine başlamışlardı.
• Campbell Soup'u şaşırtan ise bir Türk şirketinin de ciddi bir satın alma teklifiyle karşılarına çıkmasıydı.
• Ülker yatırım danışmanlarının tavsiyesiyle Godiva'nın firmayı yakından tanımak ve deneyim kazanmak niyetiyle sunuma katıldı.
• Ancak hem Godiva, hem de Ülker tarafı, ortaya çıkabilecek sinerjinin farkına varmıştı.
• Ali Ülker: "Çok büyük sinerji noktaları ve bugüne kadar değerlendirilmemiş fırsatlar olduğunu gördük. Daha sonra ciddi olarak bir teklifte bulunduk"
• Nestle, Starbucks, Mars gibi devler arasından sıyrılıp Godiva'yı Ülker'e satmaya ikna etmesinin altında Yönetim Kurulu Başkam Murat Ülker'in sarf ettiği cümlenin de payının büyük olduğunu söylüyor Ali Ülker: "Bizim bir Kaşıkçı Elması'mız var. Elmas da işlendiği zaman değer kazanan bir madendir. Biz Godiva'yı ham bir elmas olarak gördük, kendimizce işlemek istiyoruz."
Ülker Godiva’yı gerçekten işleyebilecek mi?
• Ülker Bisküvi Yönetim Kurulu Bağımsız Üyesi Cengiz Solakoğlu: "Bu özellikler (Grubun kalite anlayışı, marka yatırımları ve dağıtım kanalları konusundaki deneyim ve gücü) Ülker'in bu operasyonunda başarılı olması için yeterli kriterler. Böyle bir işe girmek cesaret ve özgüven işi. Nasıl yurtdışından firmalar Türk firmalarını satın alıyorlarsa Türkler de yurtdışına gidip firma satın alabilirler. Bu globalleşen dünyanın bir gereği. Başarılı olmaya mecburlar."
• Godiva, Ülker için bir üst segmente geçişi simgeliyor.
• Godiva, Ülker'in global marka olma hedefini hızlandıracak güçlü bir unsur olacak.
• Ali Ülker: "Godiva'dan global deneyimli oyuncu olma yönünde öğreneceklerimiz olduğunu düşünüyoruz. Ana sektörlerimizden birinde faaliyet gösteriyor olması ve dünya çapında bir prestije sahip olması da global oyuncu olma yönündeki sürecimizi hızlandırabilir diye düşünüyoruz."
Ülker’in yabancı marka alma nedenlerinden biri
• Aslında Ülker'in yabancı bir markayı satın almasının arkasında yatan nedenlerin başında Ülker isminin telaffuzunun zor olması geliyor.
• Texas Üniversitesi Organizasyon, Strateji ve Uluslararası Yönetim Bölümü profesörlerinden Tevfik Dalgıç, Ülker'in Ü harfinin bazı dillerde söylenmesi zor olabilecek bir ses olduğunu,
• bu bakımdan Ülker adını daha kolay yazılıp daha kolay hale getirecek bir marka ile değiştirip Godiva ile ilişkilendirmesinin doğru olduğunu söylüyor.
Ülker&Godiva sinerjisi
• Ülker Ar-Ge ve dağıtım kanalları çalışmalarını tamamladıktan sonra Türkiye'deki fabrikalarında Godiva için de üretim yapacak.
• Godiva'nın ana faaliyet coğrafyası Kuzey Amerika ve Asya Pasifik.
• Ülker ise Avrupa, Ortadoğu, Rusya ve eski Sovyet Cumhuriyetleri'ndeki etkinliği ile bu bölgelerde çok rahat Godiva ağı kurabilecek.
• Cengiz Solakoğlu: "Godiva ABD'de çok güçlü olmasına rağmen Avrupa'da yok. Çin'de ve Rusya'da yok. Ülker, Godiva'nın Brüksel'deki fabrikasının kapasitesini artırıp Rusya ve Avrupa'da markayı yeniden konumlandıracak."
• Tevfik Dalgıç, Godiva'nın farklılaşmış ve belirli bir sektör içinde belirli bir tüketici dilimine yönelik konumlandırılmış bir marka olduğunu, buna karşılık Ülker'in ne dünyada tanınma bakımından ne de farklılaşma bakımından bir üstünlük taşımadığını vurguluyor.
• Tevfik Dalgıç: "Ülker bölgesel oyuncu niteliğinde. Godiva'nın küresel marka avantajından yararlanabilir. Godiva'nın üretici firması olarak kendi imajını güçlendirebilir. Ülker bu ilişkiyi tüketiciye anlatacak ve imajını güçlendirecek, giderek küresel bir tanıtını sağlayacak fakat bunu zamana yayacak bir strateji uygulamalıdır.”
• Ali Ülker: Godiva'nın cirosunu önümüzdeki beş yıl içinde ikiye katlayabileceklerini yani cironun 1 milyar doları bulabileceğini vurguluyor.
• Ülker dünyanın en büyük kakao tüketicilerinden bir tanesi. Kakaoyu üretildiği yerden satın alıyor ve kendisi işliyor. Godiva ise çikolata üretimi için yarı işlenmiş mamul alıyor.
• Ali Ülker, stratejilerini şöyle anlatıyor: "İk yarı mamulün Ülker tarafından işlenmesi ve çok daha ekonomik olarak mal edilmesi mümkün.
• Türk fındığı dünyada eşsiz. Kendimiz işliyoruz fındığı. Bu fındığı üretimde kullanmayı düşünüyoruz.
• Godiva'yı Türk tatları ve Türk damak tadına uygun hale getirebiliriz."
• Godiva'nın bisküvi ürünleri de var ama çikolata kaplamalı.
• 2008 yılı içerisinde Türkiye'deki trendin de Avrupa'da olduğu gibi bisküvi çikolata kombinasyonlu ürünlere kayacak
• Ülker Bisküvi'ye bu noktada Godiva'nın böyle bir katkısı olacağı düşünülüyor.
Godiva bilgileri
• Ciro 450 milyon dolar.
• Bu yılki hedef 500 milyon doları aşması
• ABD’de süper premium klasmanında pazar payı yüzde 50'nin üzerinde.
• Marka bilinirliği olarak Hershey’den sonra en bilinen ikinci marka.
• En güçlü olduğu pazar ABD'den sonra Japonya.
• Godiva ismi yüzyıllar öncesine uzanan "Lady Godiva" efsanesinden geliyor.
• 80 yıl önce aynı değerleri yansıtacak bir marka ismi arayan çikolata üreticisi Joseph Draps'ın seçtiği isim de Godiva olur.
• 4 bin çalışanı var.
• 8 bin noktada ve 600’ün üzerinde mağaza ile faaliyet gösteriyor.
• Mağazaların büyük bir bölümü kendisine ait.
• Macy's gibi büyük marketlerde "store in store" yani mağaza içinde mağaza konseptiyle çalışıyor.
• Piyasaya lisanslı olarak dondurma, sıcak çikolata gibi verdiği ürünleri de var.
Ali Ülker'e göre Godiva'yı satın almanın avantajları
• Amerikan perakende pazarının dinamiklerinin içine, ABD'deki perakende zincirlerinin, dev dağıtım organizasyonlarının içine nüfuz etmek
• Ülker'in üretebileceği diğer markalı ürünlerle de ABD'de ciddi manada yer alma şansı.
• Şirketler arasında rotasyon imkanı: ABD'den Türkiye'ye, Türkiye'den ABD ye ve Japonya'ya işgücü transfer etmek
• Ali Ülker: ''Ülker'de çalışanların bir kısmı bu yıldan bavullarını toplamaya başladılar bile" Ülker'in dünyaca bilinen lüks çikolata markasını alması bir Türk markası için çok ciddi bir hamle.
Ülker gibi kitlesel bir marka Godiva gibi süper premium bir markayı nasıl bir arada yürütebilecek?
• Ali Ülker: "Godiva yönetim olarak da marka yatırımı olarak da Ülker'den ayrı yürüyecek. Godiva kendi dağıtımını kendisi üstlenecek. Ülker Godiva'ya dağıtım sistemini oluşturmasında ve desteklemesinde katkı sağlayacak.”
Godiva’da yapılacaklar
• Ali Ülker: “Ülker'in son yıllardaki gayrimenkul yatırımlarının da katkısıyla Türkiye'nin en seçkin prestijli AVM'lerinde Godiva'nın kendine bir yer edinmesi, dağıtım depolama konusunda Ortadoğu'daki ülkelerdeki mevcut Ülker altyapısından istifade etmesi mümkün olacak
• Tamamen farklı bir örgüt, farklı bir dağıtım ve satış stratejisiyle Godiva gelişmeye devam edecek."
• Ülker hammadde tedariki, beraber ürün geliştirme, üretim imkânlarını değerlendirme, ortak pazarlar oluşturma ve dağıtım projelerini beraberce götürmede değerlendirilebilecek fırsat ve projeler var.
o Ar-ge
o Ülker’in ilk etapta yapmak istediği Godiva ve Ülker formülasyonlarını bir araya getirerek farklı lezzetler yaratıp bu lezzetleri her iki taraf için de geliştirme imkanı yaratmak.
o Godiva için üretim ile ilgili fizibilite çalışmaları devam ediyor.
o Ülker, bazı ürünlerle Godiva'nın ürün serisine girebilecek.
o Gerekirse Türkiye'de bir altyapı oluşturulacak,
o Godiva adına Türkiye'de Godiva'nın bazı çeşitleri de üretilebilecek.
o Üretim projeleri
o Ali Ülker: Şu an Godiva'ya üretim için çalıştığımız projelerimiz var.
o Daha çok zengin bileşenli formüller olarak tanımlayabiliriz.
o Kullandığımız hammaddeler çikolatalar. Fakat bunların işlenişi, ürün kombinasyonları ve formülasyonlarıyla farklılık sağlanıyor.
o Godiva'da çok özel üretimlerde el ile dolumlar, dekorasyonlar yer alıyor. Yüksek işçilikli yüksek maliyetli bir üretimi var.
o Ama esas fark ürünün teşhiri, ambalajı, albenisi ve üzerindeki parıltıdan geliyor."
o Ülker, son yaptığı çikolata hattı yatırımları sonrası saatte 5 tona kadar üretim yapabiliyor.
o Godiva'nın bir saatteki üretimi ise sadece 500 kilo.
Godiva logosunun yanında Ülker logosu
o Bu sorunun cevabı, Ülker tarafında henüz netleşmiş değil.
o Ali Ülker: "Godiva adına Ülker tarafından ürün üretilirse üretici olarak Ülker'in logosu ileride yer alabilir.
Ülker’in Godiva stratejisine destek
o Prof. Dr. Tevfik Dalgıç Ülker'in stratejisini destekliyor.
o "Yakınlığa dayalı yerel temelli başarı küresel olmaya yetmez.
o Godiva'nın 80 yıllık tarihi Ülker'den çok eskidir ve bir marka olarak bu noktaya gelmesi uzun ve yorucu bir çabanın sonucudur.
o Ülker Grubu'nun bu konuda daha dikkatli olacağını sanıyorum.”
Godiva'nın satış stratejisi.
o Şu anda sadece Türkiye'deki free shop'larda satışı yapılan Godiva için 2008 yılı içerisinde mağaza yatırımı ve dağıtım sistemi yatırımı yapılacak.
o Ali Ülker: "Belki bir sürpriz yaparız.
o Ali Ülker'in hayalindeki Godiva'nın satışı bir mağaza vasıtasıyla değil evlere teslim şekilde
o "Internet’ten, cep telefonundan, yeni teknolojilerden istifade ederek müşterilerin Godiva’ya çok daha hızlı ulaşmasını sağlayabiliriz.”
o Tevfik Dalgıç: “Ülker dağıtımda "seçkinlik temeline dayalı" bir dar segment, çok pahalı ve çok lüks farklılaşma ve premium marka yöntemine başvurmalı.
o Ülker, bu gruba ayrıcalıklı olduklarım hissettirecek şekilde hareket etmelidir"
o Godiva'nın Türkiye'nin her noktasında kendi mağazalarıyla bulunmak gibi bir planı yok.
o Ülker bu örgütü Godiva bünyesinde oluşturmayı düşünüyor.
o Bu örgütün maliyetinin ise 450 bin dolar kadar olacağını vurguluyor Ali Ülker ve ekliyor: "Bir dağıtım Örgütü kurmak ciddi bir maliyet oluşturmayacaktır." Mağaza yatırımı ise belli bir gelir seviyesinin üzerindeki lokasyonlarda ve kendi mağazaları şeklinde hayata geçirilecek.
Godiva hisseleri
o Godiva'nın yüzde 6’sıi Ülker Çikolata,
o yüzde 22'si ise Ülker Bisküvi'de.
o Geri kalan ise Yıldız Holding'in.
o Ali Ülker: "Ülker Bisküvi halka açık olduğu için Godiva gibi bir fırsatı Türk halkıyla da paylaşmak istedik.
o Godiva'nın alınması Ülker Çikolata ile ilgili halka açılma sürecini geciktirse de çalışmalar devam edecek.
Gıda krizi&Ülker politikası
o Bu kadar ciddi bir yatırımın hemen arkasından global piyasalarda patlak veren gıda fiyatlarındaki artış firmayı biraz zorlamış ancak sezon öncesi yüklü tedariklere gidilmesi sayesinde önemli bir sıkıntı yaşanmamış.
o Ülker, yüklü bağlantıları olduğu için fiyat artışlarından asgari oranda etkilenmeyi başarmış. Bu sezon öncesi alımlarını daha düşük oranlarda ve ihtiyatlı olarak yapacak Ülker.
o Ali Ülker: "Geniş kitlelere hitap ettiğimiz ve 100 bin tonlarla ifade edilen üretimimiz olduğundan fiyat bizim için çok önemli.
o Çocukların aldığı harçlıklar da kuruşla ifade edildiği için biz hesabımızı kuruş kuruş yapmak durumundayız.”
o Bunu da faaliyet kârından feragat ederek hayata geçirmişler.
o 2008 yılında net kârda bir düşüş bekliyorlar ancak bunun nedenini Ali Ülker, "Godiva gibi bir deve sahip olmanın getirdiği finansal yükün de bir bedeli var.
o Toplam kârlılığımızı 2008 yılında bir nebze etkileyeceğini düşünüyoruz.
o Ama bir süre sonra Godiva'nın yurtdışı operasyonlarından da oluşacak kârın Ülker Bisküvi'ye transfer olması, Türkiye'ye giriş yapması söz konusu".
o Godiva'nın genişleme politikası çerçevesinde oluşan kârının bir kısmını yatırımlarına ayırması planlanıyor.
o Özellikle bu yatırımların Avrupa ve Ortadoğu'da yapılması ve bu lokasyonlarda hızlı bir yapılanma içerisine girilmesi öngörülüyor.
Ülker çikolata ve bisküvi
o Ülker Çikolata, Fortune5OO sıralamasında 536 milyon 840 bin YTL net satış rakamıyla 119'uncu sırada yer alıyor.
o 2O07'de 1 milyar 454 milyon 211 bin YTL tutarında net satış gerçekleştiren Ülker Bisküvi ise 39'uncu sırada.
o İki şirketin de net satış rakamında önceki yıla göre gerileme olmasına rağmen ikisinin de kârındaki artış dikkat çekici.
o 2008 yılının ilk beş ayının ise beklentiler doğrultusunda geçtiğini belirtiyor Ali Ülker.
o Ali Ülker: "Geçmiş yıllara baktığımızda da genelde Türkiye ekonomisinin iki misli büyümüşüz.
o Ancak sektörde doyuma ulaştığımız için daha fazla büyümemiz ve pazardan pay almamız da mümkün değil"
o Gidebileceğimiz daha fazla bir yer yok.
o Rakiplerimize karşı yıkıcı politikalar izlemiyoruz. Onları ortadan kaldırmayı istemiyoruz.
o Onları piyasada bir çeşitlilik, zenginlik olarak görüyoruz.
o Bizim sıkıntımız bazı kategorilerde pazar payımızın yüzde 60'ların üzerinde olması.
o Bunun üzerine çıkmak demek piyasada birilerine zarar vermek, rekabeti ortadan kaldırmak demek olur.
o Sadece Ülker'e yoğunlaşmış 500'ü geçen distribütörümüz, sadece Ülker ürünü taşıyan 5 binden fazla aracımız var"
o Bu noktada konusunda uzman firmalarla ortaklıklara girildiğinin altını çizen Ülker, Kellogs ile yapılan ortaklıkla kahvaltılık gevrekte ortaklıktan öte ortak markalamaya gidildiğini, bebek mamasında ise İsviçreli Hero ile işbirliği yapıldığını vurguluyor.
o Yaptığı satın almalar ve ortaklıklar sonrasında agresif bir politika benimseyen Ülker'in Godiva ile hedeflediği noktaya ne kadar zamanda geleceği ise uyguladığı stratejilerin ne kadar başarılı olduğuyla doğru orantılı.
o Ali Ülker, açtığı numune Godiva paketinden aldığı çikolatayı "Günde 300 gram yiyorum formumu da ona borçluyum" diyerek afiyetle yerken yüzüne yansıyan gülümsemenin altında yatan hırsla, belki de markaya ismini veren Lady Godiva'nın asi tavrını da arkasına alarak "yapılacak çok iş var" demeyi de ihmal etmiyor.
Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği Başkanı Metin Yurdagül’den sitem dolu sözler
MÜMSAD’ın üyelik yapısı nedir?
M.Y. – MÜMSAD’da 13 firma ve 31 üye var. 2004 yılında kurulan bir dernektir. Margarin üreticisi firmaların yüzde 92’si bizim derneğin üyesidir.
Konunun uzmanı oldukları söylenen kişiler, Türkiye’de margarin üretiminin sağlığa çok yararlı olmadığı görüşünü savunuyorlar. Durum gerçekten bu mu?
Türkiye’yi dış dünyayla karşılaştıracak olursak, Türkiye pek çok sanayi dalında olduğu gibi margarin sanayinde de bugün dünyadaki benzerleriyle aşık atacak, hatta onları geçecek konumdadır. Margarin sanayinin çok büyük bir bölümü modern teknolojiyle donanmış ve işini çok iyi yapan sektördür.
Margarin 139 yıllık bir ürün. Ama her üründe olduğu gibi bu 139 yıllık süreç içinde çeşitli evrelerden geçmiştir. 1970’li yıllara gelene kadar evlerde tüketilen margarinler sadece paket margarindi. Bu, daha sert bir margarin türüdür. 1970’lerden sonra yavaş yavaş kâse margarin piyasaya çıkmaya başladı. Böylece de daha yumuşak yapıda margarinler kâseye girdi. 1990’lı yıllarda ise margarinde trans yağ sorunu keşfedildi. O güne kadar iyi olduğu varsayılan trans yağın kardiyovasküler riske yol açtığı ispatlandı. Böylece 1990’ların ikinci yarısında Avrupa ülkeleri ve ABD’de yeni teknolojiler geliştirilerek trans yağ içermeyen margarinler yapılmaya başlandı.
Trans yaş tartışması
Trans yağ nedir?
Eski teknolojide margarinler sıvı yağın kısmen sertleştirilmesi metoduyla yapılıyordu. Bu sertleştirme sırasında da bir miktar trans yağ oluşuyordu. Bugün margarin sanayi başka teknolojiler kullandığı için margarinde artık trans yağ bulunmuyor.
Peki, Türkiye’de üretilen margarinlerde trans yağ sorunu aşıldı mı?
Türkiye’de Batılı ülkelerde üretilen margarinlerle eşit kalitede üretime başlanması 1999’da oldu. Bazı firmalar bazı ürünleriyle buna başladı ve giderek de geliştirdiler. Çünkü bu önemli yatırımı gerektiriyor. Önce know-how bulunması, teknolojinin değişmesi ve o yatırımın yapılması biraz zaman aldı.
2007 yılına gelindiğinde MÜMSAD bünyesinde beş margarin firması trans yağsız margarin yapmayı başardılar. Derneğimizin başvurusuyla Tarım Bakanlığı da bir çalışma yapmıştı. Ağustos 2007’de üretilen üründe trans yağ oranı yüzde 1’in altındaysa etikete “Trans yağ yoktur” yazılabiliyor. Bu, Türkiye’deki margarin sanayii için çok önemli bir dönüm noktası.
İyi de sıfır oranda trans yağlı margarin üretilemiyor mu?
Sıfırlanamıyor. Aslında bilime göre trans yağın hiç alınmaması kaydı yok. Günlük enerjinin yüzde 1’inin hatta 2’sinin trans yağdan alınabileceği belirtiliyor. O yüzde 1 trans yağ düzeyine erişebilmek için günde 550 gram margarin yenmesi gerekiyor ki bu da mümkün değil.
Peki, sıvı yağlarda da trans yağ var mı?
Sıvı yağlarda eser miktarda vardır. Margarinde işlemden ileri gelen bir miktar vardı. O temizlendi. Bugün artık teknolojimiz o kadar ilerledi ki Batı’nınkinden çok daha üstün. Şu anda AB’deki kabul edilebilir oran yüzde 2. Ama bizde yüzde 1. ABD’de porsiyonda yarım gram deniyor ki 3,5 demektir. Birkaç gün önce bir haber vardı. Temmuz ayından başlayarak ABD’deki restoranlar trans yağlı ürünler kullanamayacaklar. Bizde ise eğer büyük firmaların ürünlerini alıyorlarsa zaten uzun zamandır trans yağlı ürünler kullanmıyorlar. Ama ABD’yle aramızda bir fark var. Orada yasaklandı. Bizde ise yasak değil. Uygulamayı endüstrinin yapısına bırakıyor. Şu anda az bir miktarda da olsa Türkiye’de trans yağlı margarin üretiliyor.
Yedi gerçek kampanyası
Trans yağlı ürünleri kimler üretiyor?
Bizim MÜMSAD’in üyelerinin Pazar payının yüzde 92’sini ürettiklerini söylemiştim. Bunların dışındaki yüzde sekizinin ürünlerin bir miktar trans yağ var. Onlar da bu yılın sonunda meseleyi halledecekler.
Bazı gazetelerde, “Türkiye’nin tamamında satılan margarinlerde trans yağ yoktur” diye haberler çıkıyor. Oysa biz ısrarla altını çizerek, “Bizim temsil ettiğimiz pazar payı yüzde 92’dir. Bu yüzde 92’nin içinde 17 tane marka var. Bu 17 markada kesinlikle trans yağ yok. Biz bunlardan numune aldık. Ege Üniversitesi laboratuarlarında analiz ettirdik. Raporları bizde. Böylece bu raporlara dayanarak Türkiye’de trans yağ sorununun yüzde 92 oranında çözüldüğüne kanaat getirdik” diyoruz.
Siz kendi bünyenizdeki firmaların ürettikleri margarinlerde trans yağ bulunmadığı kampanyasını ne amaçla başlattınız?
İki-üç yıldan beri basında ve televizyonlarda margarine karşı kendiliğinden oluşan aleyhtar haberler çıkmaya başladı. Ben buna kampanya diyemeyeceğim. Bunun altında margarini sevmemek var.
Vatandaş da sağlığını düşündüğü için heyecan ve korkuyla margarinden uzaklaştı. Biz ise kesinlikle ticari değil, sosyal sorumluluk amacıyla ürünlerimizin kullanıcılarını ve korkarak kullanmayanları bilinçlendirmek için bu kampanyayı yaptık. Buna da “Yedi Gerçek Kampanyası” olarak isimlendirdik. Bunlar aslında bilinen ama yanlış yorumlanan gerçekler.
Kolesterol kuşkusuna açıklık getiriyoruz
Nedir bu gerçekler?
Birincisi, margarin tamamıyla bitkisel yağdır. İnsanlarımız, ambalajların üzerinde yazılı olmasına rağmen hala margarinin don yağından yapıldığını sanıyordu. Bunu tespit ettik. Onun için bu gerçeğin altını çiziyorum. Margarinlerimiz kesinlikle donyağı içermez.
İkincisi, margarin tamamıyla bitkisel olduğu için kolesterol içermez.
Biliyorsunuz, hiçbir bitkisel ürün kolesterol içermez.
Üçüncüsü, margarinlerimizde demin de izah ettiğim gibi trans yağ yoktur.
Dördüncüsü, beslenme çeşitliliği ilkesi vardır. Tek bir besin ürünüyle beslenemediğimiz gibi uzmanlar tek çeşit yağla da beslenme olamayacağı görüşündeler. Margarin de bu özellikleri nedeniyle kullanılan yağ çeşitliliğinde önemli bir alternatiftir.
Beşincisi, omega 3 ve omega 6 gibi yararlı maddeleri içerir.
Altıncısı, A ve D vitaminleri gibi sadece yağda çözülen vitaminler margarine eklenmiştir.
Yedincisi de margarinin önemli bir enerji kaynağı olduğudur. Ortalama Türk insanının yağdan aldığı enerjinin oranı yüzde 24. Oysa bilime göre enerjinin üçte biri yağlardan alınmalıdır. Geri kalanı da protein ve karbon hidratlardan alınmalıdır. Ama Türkiye’de alınan enerjinin çoğu karbon hidrata kayıyor, sanırım.
Bu yedi gerçek içinde söylemediğimiz ama çok önemli bir gerçek daha var.
Bilgilendirme girişimi
Neden söylemediniz ve nedir bu önemli gerçek?
İzah etmesi uzun olur diye kampanyaya yazmadık. Burada size anlatmak istiyorum. İnsanlar margarini katı yağ sanıyorlar. Ama bugün artık özellikle kâse margarinler çok yumuşak. Kâse margarin içindeki doymuş yağ oranı herhangi bir sıvı yağdakinden pek fazla değil. Bizim derneğin bünyesindeki firmaların ürettiği 17 marka margarinin doymuş yağ oranı ortalaması yüzde 17. Pakette ise yüzde 30 dolayında. Bunun da nedeni kâğıt içinde daha yumuşak bir yağın korunamamasıdır.
Bu kampanyayı hem televizyonlara hem de basına verdik. Basında daha geniş açıklamaları oldu. Ama bir şeyi de ihmal etmedik. Örneğin bazı kuruluşları ziyaret ettik. Reklam Özdenetim Kurulu’na, Gıda Mühendisleri Odası’na gittik. Onlara kampanyamızı anlattık. Bir anlamda onaylarını aldık, diyebilirim.
Bunun karşısında olanlar da vardı. Önemli ölçüde bunları aşmaya çalışıyoruz ve aştığımızı da sanıyorum.
Lobi faaliyeti kuşkusu
Tıp uzmanlarıyla da iletişim kurdunuz mu?
Tıp çevreleriyle ilgili girişimlerde de bulunduk. Önümüze bazı fırsatlar çıktı. Bunları çok iyi değerlendirdik. Türkiye Kalp Vakfı’nın bir Kardiyoloji Bahar Sempozyumu vardı. Buna katıldık.
Orada bir profesör bir sunum yaptı. Margarinleri anlattı. Kitaplar, bilgiler dağıttık. Pek çok kardiyolog, trans yağ konusunun çözüldüğünü bilmediklerini söyleyerek bize teşekkür ettiler. “Trans yağ uygulamanız çok iyi oldu. Kalp için önemli olan budur” dediler.
Ayrıca bir Uluslararası Beslenme Kongresi oldu. Oraya da gittik ve benzer etkinlikler yaptık. Diyabet Kongresi’ne gittik. 2000 hekime bilgi vermeye çalıştık. Baz kişileri de bire bir ziyaret ediyoruz. Televizyon kampanyamız bir buçuk ay kadar sürdü. Şu anda bitti gibi görünüyor ama sadece televizyon ve basın ilanları bakımından bitti. Bu, bizim için hiç bitmeyecek bir süreç. İnsanlara bire bir doğruları anlatmaya çalışıyoruz.
Yani margarinin insanlara öcü gibi gösterilmesine son vermek istiyorsunuz?
Margarine haksızlık etmeyelim, diyoruz. Yazıktır, ayıptır.
Bu iş acaba sıvı yağ lobisinin başının altından çıkıyor olabilir mi?
Bir lobi var mı yok mu? Bu konuda bir şey diyemem. Ama Türkiye’de yemeklik yağcılar kendimizi pek de birbirimizden ayrı görmeyiz. Çünkü margarinciler zaten sıvı yağ da üretiyorlar.
Hatta bazı basın mensupları, “Siz bunu satışlarınızı yükseltmek ve sıvı yağdan pay almak için mi yapıyorsunuz” diye sordular. Ben de “Biz zaten sıvı yağ da üretiyoruz. Böyle bir endişemiz yok. Ama bu bir haksızlıktır. En yakın bir arkadaşımız da olsa çocuğumuza birisi bir haksızlık yaparsa ona tepki gösteririz. Biz uzun süre buna katlandık. Ama özellikle trans yağ vizesini aldıktan sonra sessizliğimizi bozup tüketicileri bilgilendirmek istedik” cevabını verdim.
Türkiye’nin yağ ihtiyacının yüzde 75’i ithal ediliyor
Türkiye’de önümüzdeki dönem kuraklığın çok etkili olacağı ve gıda sektörünü fena halde vuracağı söyleniyor. Bu kuraklık üretimi ve fiyatları nasıl etkiler?
Türkiye’den öte, küresel bir kuralıktan söz ediliyor. Geçen yıl bu konu yine çok gündemdeydi. Çünkü bütün gıda hammaddelerinin fiyatları arttı. Örneğin hububat ve bakliyatın dışında bizim kendi konumuz olan yağ hammaddelerinin fiyatları da yükseldi.
Ham yağların fiyatlarının artışı iki yıl öncesine göre yüzde 300’e yaklaştı. Birken dört oldu. Bunda çeşitli etkenler var. Belki kuraklık yağ hammaddesi fiyatlarını etkileyen etkenlerden sadece bir tanesi.
Ya enerji fiyatlarının artması?
Bu çok önemli bir etken. Enerji fiyatları çok arttığında başka enerji kaynakları bulunabilir ve bunlar bulunup alternatif enerji kaynaklarına gidilecektir de. Ama gıda olayına baktığınızda, pirincin, yağın alternatifini bulup sanayi bazında uygulamak pek mümkün görünmüyor. Bazı ufak tefek buluşlar var ama endüstriyel bazda uygulanmaları yoktur.
Türkiye’ye dönecek olursak, bu yıl, aksine ayçiçeği tohumu üretiminin daha fazla olması bekleniyor. Ürün alınmadan bunu söylemek belki doğru değil ama ayçiçeğinde hasada iki ay kadar zaman kaldı.
Uzmanlar bu yıl geçen yıla kıyasla yüzde 20-25 artış olacağını tahmin ediyorlar.
Şunu da özellikle belirtmeliyim. Türkiye’de hiçbir zaman yağ üretimi yeterli olmamıştır. Şu anda toplan yemeklik yağ üretimi yeterli olmamıştır. Şu anda toplam yemeklik yağ ihtiyacımızın yüzde 75’i ithal edilmektedir. Yağ hammaddesi fiyatlarının yüksek oluşu cazip gelecektir. Çünkü sadece Türkiye’de değil dünyada da kullanılmayan bir sürü tarım arazisi var. Bu fiyatlar cazip gelecek, insanları teşvik edecektir. Arz fazlası meydana gelince bu fiyatların biraz da olsa geriye çekilmesine neden olabilir. Ama dünyada iki yıl önceki 500-600 dolarlık yağ ya da çok daha ucuz buğday fiyatlarını artık yakalayamayız.
Genetiği değiştirilmiş organizmaların zararlı oldukları daha kanıtlanmadı
Bir de değiştirilmiş organizmalar sorunu var. Bunların insan sağlığına zehir etkisi yaptığı söyleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu bambaşka bir bilim dalı. Ama gördüklerimden bir değerlendirme yapayım. Bir kere Türkiye’de yiyecek maddelerine zehir denilmesi çok yanlış. Birileri bunu sıkça kullanıyor. Buna çok dikkat etmeliyiz. Bir uzman bunun zehir olduğunu sanıyorsa basına söylemesi önemli değil. Bu gıda maddesinin tahlilini yaptırsın. Böyle bir şey yok.
Peki, ya kullanılan tarım ilaçları?
Genetiği değiştirilmiş tohumlarda tarım ilacı kullanılmıyor. Ben burada sadece duyduklarımı söylüyorum. Genetiği değiştirilmiş ürünlerin bu kadar kötülenmesinde zirai ilaçlar lobisinin de etkisi var, deniyor. Tabii ki bunun da doğruluk derecesini bilemem.
Ama bildiğim şu: Genetiği değiştirilmiş organizmalar hala bir tartışma konusu. ABD’de örneğin mısır ve soya genetiği değiştirilmiş olarak üretiliyor ve Amerikalı bunları yiyor. Avrupa’da belli bir baz konulmuştu. Ama şimdi Avrupa ülkelerinde de bu konuda kurallar yumuşadı. Yine de genetiği değiştirilmiş ürünler zararlıdır, gibi bir yargıya varmak için çok erken. Ama yine kendi sanayi sektörüme dönecek olursam, genetiği değiştirilmiş ürünlerin eğer etkisi varsa proteinlerde oluyor. Ama bu yağlarda olmadığı için geldiği kaynağa bakarak yağların kendisi için tartışmak çok da doğru olmayabilir.
Portre
Metin Yurdagül
İstanbul, 1938 doğumlu. Yükseköğrenimini İÜ Kimya Fakültesi’nde kimya yüksek mühendisi olarak tamamladı. Meslek yaşamına Sümerbank Konya Ereğli Fabrikası’nda başladı. Henkel Turyağ’da 25 yılı aşkın süre çalıştı. Turset Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. 1992’de Ülker Grubu’na katıldı. Besler Yağ ve Margarin Fabrikası’nı kurdu. Ülker Grubu’nda Besler, Merkez, Eksper ve Pendik Nişasta şirketlerinin genel müdürlüğünü yaptı. Daha sonra Ülker Grubu Başkanlığı ve Grup Sözcülüğü’nün yanı sıra çeşitli şirketlerin yönetim kurulu başkanlığı ve yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği’nin yedi yıl başkanlığını yaptı. Bir yıldır da Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği (MÜMSAD) Başkanı.
Ülker’in Bilişim’i, ’bir artı biri üç yapacak’ ortak arıyor
Yıldız Holding Ambalaj ve Bilişim Grupları Başkanı Cahit Paksoy, "Yazılım, donanım, ses, iletişim sektörlerinde büyüme ve stratejik ortaklık hedefimiz var. İşbirliğinde ’bir artı bir üç etsin’ kriteri arıyoruz" dedi.
Ülker markasının da sahibi olan Yıldız Holding, bünyesinde yer alan Yıldız Bilişim Grubu, Datateknik, Mersa Sistem, Global İletişim, Hızlı Sistem, Medyasoft şirketlerinde stratejik ortaklıklar için görüşmeler yapıyor. Organik ve inorganik büyüme hedefi koyan şirket, Ülker’in Kellog’s ve Hero’da yaptığı tarzda stratejik ortaklıklar arıyor. Yıldız Holding Ambalaj ve Bilişim Grupları Başkanı Cahit Paksoy, bilişim grubu için 1 milyar YTL’lik ciro hedefi koyduklarını ve bu yılki ulusal ve yerel gelişmelerden sonra revizyona gitmediklerini belirterek, organik ve inorganik büyüyeceklerini söyledi. Paksoy, "1 milyar YTL’lik ciro hedefimiz için büyümemiz gerekiyor. Yazılım, donanım, ses, iletişim sektörlerinin hepsinde büyüme ve stratejik ortaklık hedefimiz var. Medyasoft’ta, New Horizon’la işbirliği yaptık. Diğer alanlarda da projelerimiz var" dedi.
Exper için görüşmeler sürüyor
Paksoy, bilgisayar markaları Exper’i stratejik ortaklıklarla ileriye taşımayı düşündüklerini de kaydederek, "Bilgisayarda 50-100 binle bir yere varmak zor. Belli ölçeğe ulaşmak lazım. Bu nedenle Avrupalı ve Uzakdoğulu firmalarla görüşme yapıyoruz. Teknoloji mağaza zincirimiz Hızlı Sistem’de de beş firmayla görüşüyoruz. Büyürken, organik ve inorganik bütün alanlarda iş ortaklıkları yapabiliriz. Hızlı Sistem’de, hem yerlilerle, hem de yabancılarla görüşüyoruz. İşbirliklerinde bir artı birin, üç etmesi kriterini arıyoruz. Stratejik ortaklıktan da kastımız bir araya gelerek iş üretmek. Birilerini bünyemize almak ya da birilerinin bünyesine girmekle ilgili değil. Ülker’in Kellog’s ve Hero’da yaptığı tarzda ortaklıklar hedefliyoruz" diye konuştu.
2008’de ortaklık mutlaka olur
2008’de beş şirketten birinde mutlaka bir stratejik iş ortaklığının olacağına işaret eden Paksoy, bilişim grubundaki her sektörde birinci ya da ikinci sırada yer alma hedefleri olduğunu hatırlattı. Sanılanın aksine grup şirketlerinin cirolarındaki kamu ihalesi payının yüzde 13’ü geçmediğini vurgulayan Paksoy, gruptaki işlerin cirodaki payının da yüzde 3’ler oranında bulunduğunun altını çizdi.
200’ün üstünde eleman aranıyor
Ülker Bilişim Grubu, organik büyüme yanında istihdamda da büyüme planları yapıyor. Cahit Paksoy, ara eleman bulmakta zorluk çektiklerini ve gelecek dönemde bilişim grubunda 200’ün üzerinde yeni eleman istihdam edeceklerini de bildirdi. Paksoy, "Türkiye’de işsiz sayısı çok ama kalifiye eleman yok. Ara kademe eleman arıyoruz. Bir şirkette de insan kaynakları yapısı sağlam değilse, hızlı büyüme ve değişimi yönetmek zor" dedi.
Mobil hizmet ve ürün öne çıkacak
Bilişim sektörünün artık mobilleşmeye kaydığına da değinen Cahit Paksoy, her alanda mobil hizmet ve ürünlerin öne çıktığını, herkesin de stratejilerini buna göre belirlemeye başladığını ifade etti. Paksoy, şu değerlendirmeyi yaptı: "Mobilde büyüme sadece telefonda olmayacak. TV’de bile mobil öne çıkacak. Türkiye’de bu alanlarda değişim yaşanacak. Sektör beş yıl sonra bugünkü yapıda olmayacak. Dağıtım ve entegratör şirketler de dahil olmak üzere yapılanma ve fırsat dönemi var. Ama bilgisayarda büyüme bir 20 yıl daha devam edecek. Biz bilişimin her alanında olacağız. Büyünecek alanlar daha var."
1 milyar YTL ciro hedefimiz sürüyor
Yıldız Holding Ambalaj ve Bilişim Grubu Başkanı Cahit Paksoy, ekonomideki son gelişmeleri de değerlendirerek, bütçelerinde herhangi bir değişiklik yapmayı düşünmediklerini kaydetti. Paksoy, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hálá ümitle bakmak istiyoruz. Dünya piyasalarında küresel krizin etkisiyle 2008’in ikinci ayından itibaren piyasada dalgalanma var. Ama 1 milyar YTL ciro hedefimiz sürüyor. Değişimi, büyümeyi ve ülkenin sorunlarını yönetmek gerekiyor."
Sektör beş yıl daha yüzde 21 büyür
Dünyada bilişim sektöründe 3 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaştığını belirten Cahit Paksoy, "Dünyada pazar her yıl sadece yüzde 2 oranında büyüyor. Çünkü gelişmiş ülkeler yıllardır bu büyümeyi bitirmiş. Oysa Türkiye son beş yılda yüzde 21 büyüdü. Ama bu büyüme devam ederken atladığımız bir şey insan kaynağı. Bunun üzerinde durulması gerekiyor. Türkiye’de sektörün bir beş yıl daha yüzde 21 büyüyeceği tahmin ediliyor. Biz sektörde ana taşlardan biri olmak istiyoruz. Bu nedenle yeniden yapılanıp 13 şirketi, beşe düşürdük" diye konuştu.
Murat Ülker, Godiva’nın başında, Cem Kozlu yönetimde
Bu yapılandırmanın en dikkat çeken tarafları yönetimlerde profesyonel sayısının artması, İcra Kurulu yapılanmasının kaldırılması...
Murat Ülker, artık Godiva Yönetim Kurulu’nun başında. Cem Kozlu yönetimde. Arkadaşımız Songül Hatısaru’nun haberi ile gruba transferini duyurduğumuz Jim Zaza da yönetim kurulunda. Godiva’nın CEO’su Jim Goldman ve Christian Von Stieglitz’le birlikte Godiva’da 3 yabancı, 3 yerli dengesi kurulmuş oluyor.
Ülker’e daha önce katıldığını bildiğimiz Mahmut Mahir Kuşçulu da Godiva yönetiminde yer alıyor. Yönetim kurullarında son durum şöyle:
Yıldız Holding Yönetim Kurulu:
Murat Ülker, Orhan Özokur, Ali Ülker, Atilla Kurama (CEO), Fikret Işık ve Mehmet Köse.
Godiva Yönetim Kurulu: Murat Ülker, Atilla Kurama, Cem Kozlu, Jim Goldman, Jim N. Zaza, Christian Von Stieglitz ve Mahmut Mahir Kuşçulu.
Ülker Bisküvi Yönetim Kurulu: Murat Ülker, Orhan Özokur, Ali Ülker, Necdet Buzbaş, Cengiz Solakoğlu, Mahmut Mahir Kuşçulu.
1 milyar dolar sözü
Özellikle Godiva yapılanmasının önemli hedefleri var. Ülker aldığında şirketin cirosu 450 - 500 milyon dolar civarındaydı. Bu yıl 600 milyon dolar hedefleniyor. Normalde el değiştirme yıllarında performans kayıpları olur ama Godiva’nın ciddi büyüme hedefi var.
Dahası, geçtiğimiz günlerde Atilla Kurama’nın arkadaşımız Songül Hatısaru’ya anlattığına göre, Murat Ülker, Godiva ekibinden 5 yıl içinde ciroyu 1 milyar dolara çıkarma sözü almış. Özellikle pazarlama tarafının güçlendiren son transferler ve adımlar, bu konudaki kararlılığın göstergeleri...
Gucci’ye kaptırmadı
Jim Zaza transferi dışında, bu konuda ikinci bir ilginç gelişme daha oldu. Gucci, Godiva’nın Asya Pasifik’ten sorumlu yöneticisi Tom Chu’yu oldukça iyi şartlarda transfer etmek istemiş. Ancak Ülker ve Godiva yönetimi bu önemli kadroyu ikna ederek kalmasını sağlamışlar.
Ülker’de gıda grubunun kaptanlığını yapan Ali Ülker’le görüşmemizden edindiğim izlenime göre, önümüzdeki dönemde de Ülker’den yeni haberler eksik olmayacak... Bilişimde her an önemli bir ortaklık veya satın almalar olabilir. Son iki yılda birçok önemli markayı alan grup, yine parlak, geleceği olan markalar alabilir. Bir de enerji var. Artık eskisi gibi ‘Biz gıdacıyız, konumuz’ değil diyerek uzak durmadıklarını belirteyim. Ali Ülker’le grubu konuştuk:
Ali Ülker kimdir
İş hayatına, 1985 yılında Ülker Gıda’da Kalite Kontrol Departmanı’nda Stajyer olarak başlayan Ali Ülker, 1986-1998 yılları arasında çikolata üretim tesislerinde ve Atlas Gıda Pazarlama’da çeşitli kademelerde görev yaptı. 1998’de Atlas Gıda Pazarlama’da 2001’de Merkez Gıda Pazarlama’da Genel Müdür oldu. 2002’de Gıda Grubu Başkan Yardımcılığı’na atandı. Ali Ülker, 2005 yılından beri Ülker Grubu (Bisküvi, Çikolata, Şekerleme) Başkanı olarak görev yapıyor.
Ali Ülker, Boğaziçi Üniversitesi’nde eğitim aldı. IMD ve Harvard’da çeşitli eğitim programlarına katıldı. De Boccard & Yorke Danışmanlık Şirketi ile Şirket İçi Kaizen Çalışması’nda (1992) ve IESC Satış Sistemini Geliştirme ve Şirket İçi Organizasyon Projesi’nde (1997) çalıştı. 1969 doğumlu Ali Ülker, evli ve ikiz çocuk babasıdır. Basketbol ve bilardo oynamaktan, balık avlamaktan, sinemaya gitmekten ve kitap okumaktan hoşlanıyor.
Şirket yönetimlerine de yeni profesyoneller katıldı
Yıldız Holding, ailenin... Ülker’le ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?
Yıldız Holding’in altında her bir şirketin bağımsız yönetimi var. Ülker’de İcra Kurulu yapılanmasını kaldırdık. Yönetim Kurulu var. Yönetim Kurulu daha aktif olacak.
Yönetim Kurulu nasıl oluştu? Bağımsız üye sayısı arttı mı?
Bağımsız üyeler arttı. Mahmut Kuşçulu, Cengiz Solakoğlu, Güven Obalı (Kuveyt Türk Denetim Kurulu Üyesi), Murat Yalnızoğlu dahil oldu.
Bazı şirketlerinizin halka arzı gündemdeydi... Ne zaman süreç başlıyor?
Ülker Çikolata ve İdeal Kek’in arzı gündemdedir. Konjonktürün müsait olmasını bekliyoruz. Ülker Çikolata’nın durumu Godiva satın alınmasıyla birlikte değişti.
Bilişimde de büyüme hedefiniz iddialı gözüküyor. Şirket satın almaları olabileceği belirtiliyor. Asılacak mısınız bu konuya?
Asılacağız. Fırsatlar var. Datateknik, 20 yıllık şirketimiz. Kapsamlı projelere uzandı. Yeni şirketlerimiz var. Cahit (Paksoy) Bey de oldukça iddialı. Sağlıklı ortaklıklar yurtdışı deneyim de getirebilir. Ortaklıklara açık bir yapımız var.
Perakende de neyiniz var. Migros’la ilgilendiniz ama ses seda çıkmadı...
Bu sektörde büyük bir yapımız yok. Bu dağıtım gücünden kaynaklanıyor. Esnaf dostlarımıza da rakip olup, küstürmek istemiyoruz. Biz toptan dağıtım yapıyoruz. Migros’la ilgilendik ama konsorsiyuma davet ettiğimiz şirketler geri çekilince biz de çekildik. BİM’de Ülker Bisküvi’nin yüzde 12 hissesi var. Gündemimizde perakendeye girmek yok. Bu aynı zamanda Sabri (Ülker) Bey’in şirkete yerleştirdiği bir düsturdur. Dağıtım şirketi sayımız 15’i buldu. Esnafa yakın olmayı istiyoruz. Rekabet anlayışımız yapıcıdır.
Grubun büyüklüğüne bakınca 500 milyon dolarlık ihracat az görünüyor. Neden böyle? Cola Turka ihracatı var mı?
1990’lı yıllardan kalan bir durum. Sabri Bey kota koymuş, yüzde 15’i geçmeyecek demiş, bu yol kullanılmamış. Rusya’nın koyduğu gümrüklerle bu stratejinin doğruluğu da ortaya çıktı. Çok şirket sıkıntıya düştü. Ülker gücünü iç piyasada topladı. Son yıllarda ihracatımız artıyor. Çok rekabetçi olmayan yüksek maliyetli bir üretim nedeni ile yatırımlar yakın coğrafyaya kayıyor. İhracatımız, ambalajı da katarsak 800 milyon doları bulur. 1 milyar doları geçecektir. Cola Turka ihracatımız az. Almanya’ya var. İç piyasa payımız yüzde 15’i geçti. İkinci sıradayız. Birinci olmak için sabrımız var.
Sizin yurtdışında 8 fabrikanız gözüküyor. Yeni bir ülke var mı? Irak’ı düşünmüyor musunuz?
Pakistan ve Mısır katılıyor toplam 7 oluyor. Özbekistan’ı paydos ettik. Godiva’nın iki fabrikasını da sayarsak 9 üretim tesisimiz var. Yeni dış yatırım konusunda acelemiz yok. Irak’a ihracatımız var. Üretim için erken. Biz hesap edilebilir bir risk almayı seviyoruz.
Yatırım bütçeniz ne kadar?
2007 yılında 356 milyon dolardı. Godiva dışındaki yatırımları kastediyorum. Marka, yeni şirketler, büyümeler için... Bu yıl yatırım hedefimiz 400 milyon doların üzerine çıkmaktır. Burada gıda ve bilişim yatırımları olacak.
Finansta satışlar oldu. Türkiye Finans ve Fon Finansal Kiralama’da hisse sattınız. Çıkıyor musunuz bu sektörden?
Başkalarının parasıyla iş yapmayı sevmiyoruz. Family Finans Sabri Bey’in arzusuyla gelişti. Sonra biliyorsunuz Boydak Grubu’nun Anadolu Finans’ı ile birleşti, Türkiye Finans oldu. Yüzde 60’ını NCB aldı. Fon Finansal Kiralama’da da satış oldu. Bunlar bize Godiva’nın yolunu açtı. Finansta büyümeyi düşünmüyoruz. Yabancı ortağımız bizim kalmamızı arzu ediyor.
Sabri Bey, Godiva alımını nasıl karşıladı?
Hoş karşıladı, sevindi.
Godiva’nın eski kadrosunu korudunuz mu?
Koruduk. Bazı transfer teklifi alanlar oldu. Asya Pasifik’ten sorumlu olan Tom Chu’ya Gucci’den teklif geldi. İkna ettik, kaldı. Ekibi oldukça motive. İlk günlerde Ülker’i tanımadıklarını, sürpriz bir isim olduğunu söylediler. İki kez gruplar halinde getirip gezdirdik. Ülker tesislerini gördüler. Ülker’in tesislerine, modernliğine hayranlıklarını dile getirdiler.
Godiva’da çifyönlü sinerji oluşturabileceğimizi düşündük. Biz Ortadoğu’da güçlüydük, bu pazarları biliyorduk. Godiva değildi. ABD pazarında da biz güçlü değildik. Uzakdoğu’yla ticaretimiz de çok limitliydi. Ürün geliştirme ve ar-ge’de, tedarikte artı değer yaratabileceğimiz alanlar var.
Türkiye’de ne zaman Godiva butikleri olacak?
Yakında. Avrupa satış direktörleri İstanbul’da muhtelif semtlerde inceleme yaptı. Müstesna yerler arıyorlar.
Godiva sizin yönetiminize geçtikten sonra cirosu nasıl gelişiyor?
450 milyon dolardayken almıştık. 600 milyon dolar hedefliyorlar. Ciddi büyüme gösterecek.
Grup şirketleri hisse aldılar mı?
Yüzde 67’si Ülker Çikolata’nın yüzde 22’si Ülker Bisküvi’nin oldu. Son yıllarda çikolata kaplamalı bisküvi trendi var. Ülker Bisküvi’nin de bu fırsattan yararlanması için, yurtdışı sinerjinin Godiva ile devamı için Godiva’da belli bir hisseye sahip olması uygun görüldü.
Geçen son iki yılda marka topladınız. Uno, Komili, Rozi, Doğa, Oba... Arkası gelecek mi?
Yaptığımız iş marka toplamanın ötesinde. Bu markalardaki ortaklarımız faaliyetlerini sürdüregeliyor. Halis Komili Bey, Murat Bey’in danışmanıdır. Kişisel bakım işine bu şekilde girme cesareti bulduk.
Uno’da yönetim Hasip Gençer Bey’de. İki grup arasında son derece iyi sinerji imkanları var. Feryal Menemenli Hanım da Doğa’daki görevlerine devam ediyor. Oba’da Metehan Bektaş Bey... Çok deneyimli isimler. Yeni markalar olabilir. Geçmişi olan, gelişmeye müsait...
Geçen sene yalnızca marka toplamadık, aynı zamanda biz en çok marka tescil ettiren grubuz. Tescilli marka sayımız 500’ü geçti. 250’si faal kullanılıyor. Gıdada 56 kategoride yer alıyoruz. Alpella, Cafe Crown, Cola Turka gibi markalarımız kendi başına marka olarak önem kazandılar. Cafe Crown mağaza sayısı 27’yi geçti. Pazarda Nestle’den sonra ikinciyiz.
Birçok grup enerjiye girdi. Siz pek ilgilenmediniz. Bu sektörde gelecek görmüyor musunuz?
Enerji enteresan olabilir. Ancak odaklanmayı fazla dağıtmak istemiyoruz. Godiva’da grup ana işine yatırım yaptı. Temel hedefimiz gıdada güçlenmek ve Ülker’in global pazarda hatırı sayılır bir marka haline gelmesi. Godiva bizi bir üst lige çıkardı. Ekibi güçlendirerek, yurtdışı yatırımlarına ağırlık vererek, global bir Türk markası olarak pazarda yer almak istiyoruz.
Bizim enerjide 2 otoprodüktör tesisim var. Dünyada bir enerji darboğazı oluşuyor. Türkiye pazarına ilgi aşikar. Ancak piyasa dalgalı, fiyatlandırmalar çok değişken. İki yıl önce doğalgazdan elektrik çok karlıydı, şimdi değil. İstikrar gelmeden yatırım zor. Devletin enerji ihaleleri ile ilgili herhangi bir tasarrufumuz yok. Enerjide kısa vadede çok ciddi bir hamle olmayabilir.
Sizin enteresan bir İstişare Kurulu’nuz var. Yapısını muhafaza ediyor mu?
Ediyor. Kendi alanlarında deneyimli, farklı görüşlere sahip kimselerin bulunması önemli. İcrai tasarrufları yok ama dünya politikası ve ekonomisini kendi açılarından yorumluyorlar. Grubun üst düzey yöneticileri vizyon saptarken yararlanıyor. Geniş bir açıdan bakma fırsatı veriyor.
Orhan Özokur Bey, babanız geçen yıllarda daha aktifti. Şimdi Yönetim Kurulu üyesi ama grup başkanlığı yok.
Orhan Bey, hobi olarak dondurma (Golf) ile ilgileniyor.
Ülker’in gündemi
Bilişimde ortaklık veya satın almalara açık. Ciroda 1 milyar dolara ulaşmayı hedefliyor
Yurtdışı yatırımları devam edecek
İhracatta 1 milyar doları geçmek istiyor
Türkiye’de Godiva shoplar açılacak
Toplam 400 milyon dolarlık yatırım yapacak
Godiva’da 600 milyon dolar ciro hedefliyor
Godiva-Ülker Bisküvi sinerjisiyle ‘çikolatalı bisküvi’ işinde yeni adımlar gelecek
Ülker Çikolata ve İdeal Kek’in halka arzı için uygun konjonktür bekleniyor
Yeni markalar için fırsatlara bakılıyor
Gayrimenkulde büyük projeler var
Enerjiye ilgi var beklemede olacak
Rakamlarla Ülker Grubu
Beş sektörde faaliyet gösteriyor:
- Gıda
- Ambalaj
- Bilişim
- Gayrimenkul
- FinansGrup iş hacminin yüzde 80’i gıda
- Ambalajın payı yüzde 10
- Bilişimin payı yüzde 5
- Perakende payı yüzde 5 (BİM) 65 aktif şirketi var
2007’yi 9.1 milyar dolar ciroyla kapattı
2008 hedefi 10 milyar doları geçmek
29 bin çalışanı var
40 fabrikada üretim yapıyor (9’u yurtdışında)
‘Pazarlamayı bağlı birim değil grup başkanlığı yaptık’
Neler yaptınız bu arada Godiva’da?
Yeni yönetim kurulu oluştu. Yeni departmanlar kuruldu, yöneticileri atandı. CEO’su görevine devam ediyor. Yönetim Kurulu’nda renkli simalar var: Başkan Murat Bey, Jim Zaza, Mahmut Kuşçulu (Nuh Kuşçulu’nun oğlu) Atilla Kurama (Yıldız Holding CEO’su) ve Cem Kozlu.
Jim Zaza transferi hangi saiklerle yapıldı?
Pazarlama işleri bizde grup başkanlıklarına bağlı birimler aracılığı ile yürüyordu. Ancak globalleşen bir şirkette pazarlamayı vurgulamak gerekir.
Pazarlamayı başkanlıklara bağlı bir müdürlük olarak değil, kendisini bir grup başkanlığı olarak yapılandırdık. Pazarlama Grup Başkanlığı tesis edildi ve Jim Zaza geldi. Jim Zaza’dan beklenti, globalleşen bir pazarda global olarak idare edilen markalar oluşturmak...
Ülker Sonrası Yeni Hedefimiz 1 Milyar Dolar
Ülker bundan 4 ay önce lüks çikolata devi Godiva’yı 850 milyon dolara alarak dünya çapında bir markanın sahibi oldu. Verdiği teklifle Godiva ile ilgilenen Nestle’den Starbucks’a birçok devi geride bırakarak globalleşme yolunda ne kadar kararlı olduğunu ortaya koydu.
1926 yılında Brüksel’de çikolata ustası Joseph Draps tarafından kurulan Godiva, bugün tüm dünyada tanınıyor. 80 ülkede 450 butik ve 9 bin 300 satış noktasıyla hizmet veren markanın ürün gamı premium çikolatalardan bisküvilere, kahveden kakaoya, kekten çikolatalı varlara kadar uzanıyor. Ürünlerini Kuzey Amerika, Japonya, Pasifik Kuşağı ve Avrupa’yı kapsayan dört ana coğrafyada tüketicilere ulaştıran Godiva’nın yıllık cirosu 500 milyon dolar.
Yıldız Holding adına Godiva’yı alan Ülker alım sonrasında hedeflerini belirlemek üzere çalışmalarını sürdürüyor. Godiva CEO’su Jim Goldman, Ülker ve Godiva işbirliğinden büyük işlerin çıkacağını söylüyor. Yıllardır çok yüksek bir büyüme potansiyeli olmasına karşın hak ettiği yatırımı göremeyen Godiva’nın, Yıldız Holding çatısı altında öncelik kazandığını, yapılacak yatırımlarla agresif bir şekilde büyüyeceklerini kaydediyor. Goldman, ‘Bu iş kesinlikle milyar dolarlık seviyeye ulaşabilir. Yıldız’ın da desteğiyle bu hacme gelmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz’ diyor.
Godiva ve Ülker işbirliği her iki markaya da daha büyük bir ivme kazandıracak gibi görünüyor. Jim Goldman’ın açıklamaları da bu yönde. Ülker’in çikolata ve bisküvi üretiminde sahip olduğu teknolojiden çok etkilendiklerini ve Ülker’den öğrenecekleri çok şey olduğunu belirten Goldman, ‘Ar-Ge’de güçlerimizi birleştireceğiz. Pazar anlamında da genişletmeyi düşünüyoruz. Yıldız Holding’in bize kıyasla çok daha iyi bildiği pazarlarda, örneğin Türkiye ve Ortadoğu’da büyüme konusunda güzel fırsatlar olduğuna inanıyorum. Bu bölgelerdeki en iyi stratejinin ne olacağına Yıldız’la birlikte karar vereceğiz” diye konuşuyor, Godiva CEO’su Jim Goldman Godiva satışının nasıl gerçekleştiğini, Ülker çatısı altında Godiva’nın nasıl bir yola girdiğini ilk kez Capitel’e anlattı:
Campell Soup Company neden Godiva’yı satmaya karar verdi?
Campell soup, 40 yıldır Godiva’yı yönetiyor. Grup, bulunduğu kategorilerde başarılı. Büyüme konusunda da iyi bir performans sergiliyor. Campell’in farklı kategorilerde stratejik ürünleri var ve tüm bu ürünler içinde, özellikle global anlamda çorba işinde büyümeye odaklanmış durumda. Şu anda en önem verdikleri pazarlar Çin ve Rusya gibi gelişmekte olan ülkeler. Aynı zamanda atıştırmalık ürünlerle sağlıklı içecekler konusunda da satışlarını artırmak istiyorlar. Tüm bunlar da şirketin öncelikleri durumunda.
Godiva bu ürün portföyünün küçük bir parçasıydı. Buna karşın markanın büyüme potansiyeli yüksekti ve büyümek içinde yatırıma ihtiyacı vardı. Campell da bunu gördü. Godiva’nın ona daha fazla önem verecek, öncelik tanıyacak, yatırım yapacak bir şirketin elinde potansiyelini tam olarak ortaya koyacağına inandı. Bu nedenle de satışı gerçekleştirdi.
Peki Ülker dışında kaç şirket Godiva’yla ilgilendi?
Yapılan gizlilik anlaşmaları gereği bu konuda bilgi vermem mümkün değil. Ama birçok şirketin Godiva’nın satışıyla ilgilendiğini söyleyebilirim. Bu şirketlerin her biri farklı yapıda. Örneğin, global çikolata şirketleri, özel fon şirketleri ve Kuzey Amerika merkezli şirketler de teklif verenler arasındaydı. Dolayısıyla, gördüğümüz bu ilgiden biz de memnun olduk.
Compell Soup’un Ülker’i seçme nedeni neydi?
Yıldız Holding en iyi teklifi verdi, bunun yanında markaya öncelik tanıyıp, yatırım yapacağı için Godiva’yı aldı.
Satış sonrasında Godiva’da neler değişti?
Bildiğiniz gibi satış işlemleri birkaç hafta önce gerçekleşti. Dolayısıyla, gerçek bir değişim için oldukça erken. Değişimin ne zaman başlayacağı da henüz belli değil. Şu aşamada birbirimizi tanımaya odaklanmış durumdayız.
Godiva’nın büyümesine yardımcı olacak, Yıldız Holding’in de global pazarda daha başarılı olmasını sağlayacak büyüme ve yatırım planları oluşturuyoruz.
Pazarlama stratejinizde bir değişiklik olacak mı?
Satın alma nedeniyle pazarlama stratejimizde herhangi bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Biz pazarda Premium marka olarak konumlanmış durumdayız, bu pozisyonumuzda değişiklik olmayacak. Belçika geleneklerinde üretim yapmaya devam edeceğiz.
Pazarlamada odaklandığımız konular en iyi müşteri servisini oluşturmak, ambalaj ve servisle farklılaşmak. Bu konuda çok sıkı şekilde çalışıyor, Premium çikolata markası olarak dünya genelindeki tüm rakiplerimizden bu yönlerimizle farklılaşmaya devam ediyoruz. Ama yine de pazarlamaya yapılacak daha fazla yatırımla, tüketici ve müşterilerle daha güçlü bir iletişim kurabileceğine inanıyorum.
Peki yönetimde bir değişiklik oldu mu?
Evet, son olarak Dave Marberger’i CFO olarak takımımıza kattık. Bu henüz çok yeni bir gelişme. Dave, halka açık bir şirket olan Tasty Baking’in CFO’suyken bize transfer oldu. Kariyerimin ilk yıllarında Dave ile çalıştım, sıra dışı bir yönetici ve şirkete büyük katkıları olacağını düşünüyorum.
Yönetimde Türk yönetici olacak mı?
Takımımda bir Türk yönetici olması konusunda hiçbir planımız yok. Bununla birlikte yönetim kurulunu belirleme sürecindeyiz. Yönetim kurulundakiler benimle ve takımımla çalışacak, bunun yanında Yıldız Holding’le bağlantılı olacak. Kurulda Türk yöneticilerin yanında, dünyanın çeşitli yerlerinden de yöneticiler bulunacak.
Godiva’nın Türkiye operasyonu ne zaman başlayacak?
Henüz ne zaman olacağı konusunda karar vermedik. Yıldız ve Godiva birlikte birçok ilginç iş yapıyor. Bu operasyonu mümkün olan en iyi şekilde gerçekleştirmek istiyoruz. Ama dediğim gibi net bir tarih belirlemedik. Hala çok erken olduğunu düşünüyorum ama üzerinde tartışıyoruz.
Türkiye’de üretim yapacak mısınız?
Şu an böyle bir üretim planımız yok.
Godiva’nın üretim kapasitesi nedir? Bu kapasitede ne kadarlık bir artış olacak?
Üretim kapasitemize dair bilgileri paylaşmıyoruz. Dünyanın dört bir yanında üretim yapıyoruz. Üretimimizin çoğu Brüksel ve Amerika’da gerçekleştiriliyor. Sürekli yenilikçilik üzerinde çalışıyoruz. Bazen inovasyon farklı üretim kapasiteleri gerektirir. Biz de inovatif olmaya ve pazara yeni ürünler sunmaya devam edeceğiz. Dolayısıyla üretim kapasitemizde genişlemeye gitmeyi düşünüyoruz.
Yeni pazarlara girecek misiniz?
Pazar anlamında genişlemeyi düşünüyoruz. Hangi pazarlar olduğunu şimdiden söyleyemem, çünkü her şey plan aşamasında. Ama Yıldız’ın vizyonu doğrultusunda hareket edeceğiz, yeni coğrafyalarda genişleyeceğiz. Bu coğrafyalar da Yıldız Holding’in çok iyi bildiği yerler olacak.
Hedef, ciroyu milyar dolar seviyesine çıkarmak
Godiva’nın büyüme hızı nedir?
Godiva 40 yıl önce Campell Soup Company tarafından satın alındı. O dönemde Godiva 1 milyon dolarlık bir iş hacmine sahipti. Yıldız Holding’e satıldığında, yani bugün 500 milyon dolarlık bir iş hacmi var. Şimdi daha büyük beklenti içindeyiz. Son derece büyük bir büyümenin mümkün olacağını biliyoruz. Yıldız ailesinin bir parçası olarak, yatırımları ve büyüme hızımızı artırmayı planlıyoruz. Bu iş kesinlikle milyar dolarlık seviyeye ulaşabilir. Yıldız’ın da desteğiyle bu hacme gelmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.
Peki bu hacme ulaşma konusunda planlanmış bir zaman var mı?
Mümkün olan en kısa zamanda diyoruz. Büyüme hızımızı da net rakamlarla ifade etmiyoruz. Çünkü bu konuda bir karar almadık. Fakat hepimiz muhteşem bir büyüme yakalamak.
“Ülker'le büyümede daha agresif olacağız”
Yıldız yeni alanlar yaratıyor
Yıldız Holding işlerini büyütmeye odaklanmış, yeni alanlara giren ve yeni alanlar yaratan bir şirket. Godiva olarak da bu konuda heyecanlıyız. Çünkü Godiva için son derece büyük bir büyümenin mümkün olacağını düşünüyoruz.
Daha fazla ülkeye gireceğiz
Yıldız Holding çatısı altında stratejimiz yine tüketicilere dünyanın en iyi çikolatasını sunmak olacak. Yıldız Holding’in yapacağı yatırımla birlikte büyümede çok agresif olacağımızı da göreceksiniz. Ürün çeşitliliğimizde genişlemeye gideceğiz, bulunduğumuz ülke sayısını arttıracağız. Daha fazla noktadan ürünlerimize ulaşmak mümkün hale gelecek.
Ar-Ge'de güç birliği yapacağız
Yıldız bizi ayrı bir şirket olarak muhafaza edecek. Ben’deşirketin GEO’su olarak, ortak faydalarda bizi buluşturacak fırsat arayışındayım. Örneği ürün gelişme departmanlarımızdaki çalışanları bir araya getirdiğimizde yüksek kalitede çikolatalar üretmek konusunda muhteşem bir bilgi paylaşımı içine gireceğiz.
Ülker'den öğreneceğimiz çok şey var
Yıldız Holding ve Ülker’in çikolata ve bisküvi üretiminde sahip olduğu teknolojiyi görünce oldukça etkilendik. Bu konuda Ülker’den öğrenebileceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Yıldız Holding’in bize kıyasla çok daha iyi bildiği pazarlarda, örneğin Türkiye ve Ortadoğu’da büyüme konusunda güzel fırsatlar olduğuna inanıyorum. Bu bölgelerdeki en iyi stratejinin ne olacağına Yıldız’la birlikte karar vereceğiz.
Yıldız Holding büyümede Godiva’ya öncelik tanıyor
Kimlikte değişiklik olmayacak
Biz çok güçlü bir global markaya sahibiz. Yıldız tarafından satın alındığımız için marka kimliğinde bir değişikliğe gidilmez. Süper premium çikolata olarak algılanıyoruz, bu algıyı sürdürmek ve hatta daha da güçlendirmek istiyoruz.
Godiva’ya hak ettiği yatırım yapılmadı
Dolayısıyla, marka kimliğinde bir değişiklik olmayacak ama pazarlamada daha agresif olacağız. Daha önce de bahsettiğim gibi Campell Soup Company’nin çatısı altındayken Godiva öncelikli bir marka değildi, markaya hak ettiği yatırım yapılamadı.
Campell ve Yıldız arasındaki fark
Campell ve Yıldız arasındaki en büyük fark da bu, yani Godiva’nın Yıldız için öncelikli bir marka olması. Yıldız büyümede Godiva’ya önemli bir öncelik veriyor.
Godiva hediye verilecek kadar değerli
Marka imajı yüksek kaliteli ve prestijli Godiva hediye verilecek kadar değerli görülüyor. Hediye anlamında tüketimi daha yoğun. Ürünle tüketici arasında güçlü bir duygusal bağ var. İnsanlar Godiva’yı gerçekten seviyor. Pazara yeni bir ürün sunduğumuzda heyecanlanıyorlar.
Ülker’de çalışmak için 540 bin kişi bekliyor
Ülker Şirketler Topluluğu, son dönemde yaptığı yatırımlarda ön plana çıkan Türkiye’nin en büyük gruplarından biri. Toplam 25 bin kişiye istihdam sağlayan Ülker, özellikle yeni mezunların en çok başvuru yaptığı şirketler arasında yer alıyor. Bu yıl 2 bin kişiyi işe almaya planlayan grubun İnsan kaynakları (İK) yönetimi, 2007’de Melih Özuyar’a teslim edildi. Göreve başlamasının hemen ardından ‘iyiden en iyiye’ sloganıyla İK stratejilerini gözden geçiren Özuyar ve ekibi, birçok yenilik ve değişikliğe imza attı.
HP’nin Ortadoğu bölgesinden sorumlu İK direktörü iken, 2007 yılında Ülker Şirketler Topluluğu İnsan Kaynakları Genel Müdürü olarak göreve başlayan Melih Özuyar ile şirkete geçirdiği bir yıl, grubun İK stratejilerini ve işe alım planları üzerine konuştuk.
Ekonomist: Siz göreve geldikten sonra Ülker Grubu’nun İK uygulama ve stratejilerinde ne gibi değişiklikler oldu?
Melih Özuyar: Yeni yapılanma içinde biz Ülker Genel Müdürlüğü’nü ‘iyiden en iyiye’ sloganıyla yola çıkarak, stratejik olarak yeniden konumlandırdık. Çünkü uluslar arası oyuncu olacak bir şirketin İK yapısının da buna uygun olması gerekiyordu. Bizim burada yaptığımız önemli işlerden biri, strateji ve organizasyonel gelişim bölümünü kurmak oldu.
Bu bölüm nasıl bir işlev yükleniyor?
Özuyar: Bu bölüm daha çok şirketimizin orta ve uzun vadeli stratejilerine bakarak, bu stratejilere uygun organizasyonel yapıların kurulmasına yardımcı oluyor.
Başka ne tür değişiklikler yaptınız?
Özuyar: İkinci olarak Ülker Çikolata Bisküvi Şekerleme, Ülker Gıda ve İçecek, Ülker Ambalaj ve Bilişim olmak üzere üç iş ünitesine hizmet veren İK yöneticilerini, iş ortağı yapısı altında toplamak oldu. Bu iş ortaklarının temel işlerinden biri, iş gücü planlama oldu.
Eğitim, organizasyonel gelişim, kariyer ve yedekleme sistemlerini tekrar yapılandırdık. İşe alım bölümünü yeniden yapılandırıp, yazılımımızı geliştirdik. ‘Biz Ülker’ diye bir intranet dizayn ettik. Mevcut kadroları çalışanlarımıza açtık. Yani iç işe alım sistemi oluşturduk.
Ülker Şirketler Topluluğu’nun İK bölümünde kaç kişi istihdam ediliyor?
Özuyar: Biz genel müdürlükte sekiz kişiyiz. Bizim bölümümüz stratejik bir İK bölümü. Biz burada günlük operasyonlara çok karışmıyoruz. Tüm işletmelerimizde bu işi yapan insan kaynakları uzmanları ve personel sorumlularımız var. Tüm grup şirketleri içinde İK departmanlarında toplam 181 kişi çalışıyor. Bu arkadaşlar operasyonel olarak çalıştıkları kurumun genel müdürüne, stratejik olarak bağlı çalışıyorlar.
Grubun yurt dışındaki iştirakleri için İK stratejileri sizin başkanlığınızda mı oluşturuluyor? Örneğin Godiva’nın İK stratejileri de burada mı hazırlanacak?
Özuyar: Yurt dışındaki fabrikalarımız için İK stratejilerini biz oluşturuyoruz. Genellikle yapının kurulmasını da biz organize ediyoruz. Ancak yönetimi fabrika yöneticilerimiz yapıyor. Godiva, kendi ekibiyle yönetilecek bir şirket. Bizden bağımsız olacak.
Siz özellikle yeni mezunların en çok çalışmak istediği şirketlerden birisiniz. Sisteminizde şu anda kaş özgeçmiş bulunuyor?
Özuyar: Veri tabanımızda 540 bin kişilik özgeçmiş var. Ayda 25 bin başvuru geliyor. Bu başvurunun içinde mükerrer özgeçmişlerin olduğunu da söylemeliyim.
Burada bekleyenler içinde, 2008’de kaç kişiyi işe almayı planladınız?
Özuyar: Bu yıl yaklaşık bin 200’ü beyaz yakalı olmak üzere toplam 2 bin kişiyi işe almayı planlıyoruz. Geçen yıl 972 beyaz yakalı personeli bünyemize katmıştık.
İşe alım süreçlerini geçen yıl yeniden gözden geçirdiğinizi ve bir yazılım geliştirdiğinizi söylediniz. Yeni yapılanma sonrasında Ülker’de işe alımlarda nasıl bir süreç izleniyor?
Özuyar: Biz yıllık olarak iş gücü planımızı hazırlıyoruz. Dört ayda bir de bu planı revize ediyoruz. Bu sayede her ay işletmenin ihtiyaç duyabileceği eleman sayısını görebiliyoruz. Beş kişiden oluşan bir işe alım bölümümüz var. Her iş ünitesinden sorumlu işe alım uzmanımız farklı. Bu arkadaşlarımız plan çerçevesinde işe alım sistemini çalıştırmaya başlıyor. Üst düzey yönetici yerleştiriyorsak, executive search (beyin avcısı) şirketlerini kullanıyoruz. Orta kademe yöneticiler için devreye internet ve gazete ilanları giriyor. Toplu alım yapılacaksa bu konuda uzman şirketlerden destek alınıyor.
Başvuruları aldıktan sonra işe alımlarda ne tür teknikler uygulanıyor?
Özuyar: Bizim yöntemimiz, kişinin pozisyon ve profillerine göre değişiyor. Yeni mezunlarda öncelikle gelen özgeçmişler sistemden indirilip, yöneticiler tarafından inceleniyor. Özgeçmişlere bakarak aday sayısı 5-7’ye indiriliyor. Ardından bu adaylara İngilizce yetenek, genel yetenek ve PI denilen bir kişilik testi uygulanıyor. Şirket yöneticileri ve adayla görüşen İK yöneticilerinin alımda ortak karar alması gerekiyor. Yoksa alım yapılmıyor.
Yönetici pozisyonlarında ise alınacak kişinin bir üstündeki kişi görüşmeleri yürütüyor. Yani daha kişisel görüşmeler yapılıyor. Sofistike testler uygulanıyor ve referanslara özellikle önem veriliyor.
Ülker’in istihdam edeceği kişilerde aradığı ortak özellikler var mı?
Özuyar: Bizim sistemimizde belirlenmiş ‘davranışsal yetkinlikler’ dediğimiz bir modelimiz var. Her düzeydeki insanda bu davranışsal yetkinlikleri görmek istiyoruz. Bunlar, stratejik düşünme, müşteri odaklılık, sonuç odaklılık, etkili problem çözme, yenilik, sürekli performans gelişimi, etkili değişim yönetimi ve takım kurma. Son iki unsur, yöneticiler için.
Bunu sadece işe alımlarda değil performans yönetiminde de kullanıyoruz. Bunlar bizim ‘olmazsa olmaz’ dediğimiz yetkinliklerimiz.
Kişi işe alındıktan sonra nasıl bir süreç geçiriyor?
Özuyar: İş teklifi kabul edildikten sonra kişiler standart oryantasyona tabi tutuluyor. Bu oryantasyon süreci iki gün sürüyor. Ardından çalışmaya başlayan kişiden ve yöneticisinden iki aylık ve altı aylık süreçte geri besleme istiyoruz. Toplu alımlarda bir günlük oryantasyon yapıyoruz. Önümüzdeki dönemdeki yeni işe başlayan kişilere ilk gün, deri kap içinde kimliği, kartviziti, Ülker’i anlatan bir CD’nin de olduğu bir çanta vereceğiz.
Nasıl bir ücret politikanız var ve zam oranlarını neye göre belirliyorsunuz?
Özuyar: Bir yıl içinde yaptığımız bir çalışma da ücretlendirme idaresini kurmak oldu. Benzer işlerin “iş aileleri” biçiminde gruplandırılması ve dere3celendirme sistemine geçtik. Zam oranımızı geçmiş ve gelecek enflasyon oranı belirliyor. Performans zamda etkili olmuyor. Ama biz kişilerin performans bonusuyla ödüllendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Böyle bir sistemi yakında hayata geçirmeyi planlıyoruz.
Her çalışan yılda 6 gün eğitim alacak
Ülker Şirketler Grubu’nda performans sistemi ve kişisel gelişim planlarıyla eğitim iç içe geçmiş durumda. Dört kişilik bir eğitim ekibinin olduğunu ve bu yıl ilk defa eğitim katalogu çıkarttıklarını söyleyen Melih Özuyar, bu katalogda 130 tane eğitimin bulunduğunu ifade ediyor. Özuyar, konuşmasını şöyle sürdürüyor; “Bu eğitimler içinde genel eğitimler, satış ve pazarlama ağırlıklı eğitimler, teknik eğitimler, kişisel gelişim eğitimleri, üst düzey yönetim için yapılan butik eğitimler bulunuyor. Ayrıca yöneticilik yapan ve bir üst pozisyona çıkacak yöneticiler, ilk defa yöneticilik yapacak kişiler içinde eğitimlerimiz var. 2008 yılında planımız her çalışanın ortalama altı günlük eğitim alması yönünde.
Polinas’ı ya halka arz edeceğiz veya stratejik ortak olacağız
İşte Cahit Paksoy’un verdiği cevaplar. Cahit Paksoy, Ülker’in ambalaj sektöründe faaliyet gösteren firmalarının başında yer alan başarılı isim. Ülker İcra Kurulu Üyesi ve Yıldız Ambalaj Grubu Başkanı Paksoy ile ambalaj sektörünün bugününü ve geleceğini konuştuk. Süt Dünyası’nın sorularını yanıtlayan Paksoy, ambalaj sektörünün sorunlarını ve geleceğiyle ilgili öngörülerini değerlendirdi.
Paksoy 2008 yılında Polinas’ı halka arz etme veya şirkete stratejik ortak alma konusunda çalışacaklarını söyledi.
Polinas ve Farmamak firmalarıyla sektöre kazandırdıkları en son yeniliklere de değinen Paksoy, sektöre ait durum değerlendirmesinden grup şirketlerinin geliştirdiği en son teknoloji ve başarılara kadar bir dizi konuda açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin ambalaj sektörü açısından geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz?
Sektör her yıl üst üste büyüme gösteriyor ve genel ekonomiye bağlı olarak gelişme ve genişlemesini sürdürüyor. 2005 yılı itibariyle 4 milyar 700 bin ton piyasa hacmi ile yüzde 115 büyüyen sektör, yıllık 350-400 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı.
Türkiye’de ambalaj sektöründe hizmet veren yaklaşık 5 bin firma bulunuyor. Bunların 51’i iş hacmi bakımından İSO’nun anketine göre Türkiye’nin en büyük 1000 şirketi arasındadır.
Sektördeki eleman istihdamı yaklaşık 100bin civarındadır. Türkiye’de kişi başı ambalaj tüketimi 2005 yılı verilerine göre 65 dolar civarındadır.
Şirketimiz stratejik birleşmelere açıktır. Bunun ilk örneğini Avrupa’nın en büyük üreticilerinden biri olan Mondi ile Tire Kutsan arasında sağladık.
Dış pazarlara göre kıyaslayacak olursak, sektörün bugününü ve geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Türkiye’deki ambalaj tüketiminin düşük olmasına karşın üretim kapasitesi AB ve diğer ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeydedir. Türkiye ambalaj üretiminin %25’ini AB ülkelerine ve ABD’ye ihraç etmektedir. Uzakdoğu kaynaklı spot mallar, pazarın kalite ve fiyat dengesini olumsuz etkiliyor. Toplum sağlığı ve ülke ekonomisi için bu ürünlere dikkat edilmelidir.
Ambalajlı Ürün Artışı Neyin Göstergesi? Ambalaj neden önemli ve gereklidir, ambalaj tüketimi neyin göstergesidir?
Ambalajlı ürün sayısı ve miktarındaki artış o ülkedeki GSMH içindeki sınai üretimdeki artışın bir göstergesidir. Ambalaj, pazarlama ve markalaşmanın ana konusu olan farklılaşma konusunda çok önemli bir enstrümandır.
Satılabilirliğini sağladığı ürünün yüzde 2-5 civarında bir maliyetini oluşturuyor. Abalaj teknolojilerinde gelişmeler tüketiciye sürekli, aynı kalitede, istediği kadar ürün alma imkanı sunmaktadır.
Şirket satın almalarıyla büyüyen grupta Tire Kutsan’ın satışını diğer firmalar izleyecek mi? Grubun bu konuda belirlediği bir stratejisi var mı?
Yıldız Ambalaj Grubu için hazırlanan stratejik plana göre, grup bünyesindeki şirketlerimiz stratejik birleşmelere açıktır. Bunun ilk örneğini Avrupa’nın en büyük üreticilerinden biri olan Mondi ile Tire Kutsan arasında sağladık. 2008 yılında Polinas’ı halka arz etme veya şirkete stratejik ortak olma konusunda çalışacağız. Grubun diğer üyeleri olan Farmamak ve Duran Doğan için de yeniden yapılanma planlarımız var.
Avrupa Birliği’ne uyum süreci ambalajı nasıl etkiledi? Özellikle işlenmiş gıda maddelerinin açıkta satışının yasaklanması, beklenen büyümeyi sağladı mı?
Geri kazanım-dönüşüm çalışmaları konusunda hem bilinçlendirme ve eğitim hem de gerekli altyapının sağlanabilmesi için yapılması gereken kapsamlı çalışmalar ambalaj sektörünün zor ve meşakkatli bir sürece gireceğine işaret etmektedir. Ambalaj sektörü henüz tesis ve iş ilanları açısından böyle bir faaliyete hazır değildir. Bu gibi bir çalışma sektöre ek maliyet de getirecektir. Sonuç olarak gerek yetersiz altyapı gerekse maliyetin çok yüksek seviyelere ulaşması sektör için başlıca sorun yaratacak konulardır.
Öte yandan çevre kriterlerinin ambalaj sektörümüzü zorlayacağını düşünüyor musunuz?
AB Çevre Kriterleri dünyadaki en güncel ve önemli sorunumuz küresel ısınmaya da dikkatleri çekmektedir. Buradaki temel hedef doğaya en az zarar verecek en verimli geri kazanabilen malzemeye ulaşmak için Ar-Ge çalışmalarına öncelik vermektir. Ambalaj sektörü bu konunun bilincine varmıştır. Sektör bu bilinçle yaşam çemberi en kısa doğaya ve çevreye dost geri dönüştürülebilir ambalajlara yönelmektedir.
Ambalaj sektörü küresel ısınmaya sebep gösterilen sera gazlarının oluşumu, atmosferde biriken CO2 ve CH4 gazlarının temel kaynaklarından biri olarak gösterilmektedir. Özellikle plastik sektörü bu gelişmelere en hızlı şekilde cevap verebilmek için doğada kendiliğinden biyolojik olarak bozunabilen plastikleri geliştirmeyi başarmıştır.
Söz konusu AB Çevre Kriterleri ambalaj sektörümüzü pek çok açıdan zorlayacak ancak diğer taraftan bu kriterlere cevap verebilmek için altyapı hazırlıkları ile tüketicinin bilinçlendirilmesine öncelik vermeye itecektir.
Sektöre Kazandırdığı En Son Yenilikler
Grup şirketlerinizden Polinas Türkiye’de ilk kez doğada çözünen ambalaj filmi üretti. Sektöre ne gibi yenilikler kattığınız konusunda bilgi verir misiniz?
Grup şirketlerimizden Polinas ve Farmamak sektöre birçok yenilik kazandırdı. En son yenilikler Polinas’ın geliştirdiği Poligreen adını verdiğimiz polipropilen ambalaj filmi, Farmamak’ın geliştirdiği Oxo-biobozunur folyo ve termoform ürünler.
Polinas/Poligreen
Kullanıldıktan sonra yüzlerce yıl yok olmayan ambalajların çevreye verdiği zararın giderilmesi amacıyla tüm dünyada çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Polinas da bu konuda şirket bünyesinde yürüttüğü AR-GE çalışmaları sonucu bio bozunur teknolojisine sahip polipropilen ambalaj filmini geliştirdi. ”Poligreen” adını verdiğimiz bu ürünü kullanımıyla üretilen ambalajlar, 2 yıl içinde mikro organizmalar tarafından sindirilerek su, karbondioksit ve bio-kütleye dönüşerek doğada yok oluyor.
Farmamak/Oxo-biobozunur
Çevre dostu ve doğa ile uyumlu plastik ürünler üretme felsefesiyle hareket eden Farmamak da, hali hazırda üretmekte olduğu Polipropilen esaslı folyo ve termoform ürünlerinin, Oxo-biobozunur versiyonlarını üretti.
Oxo-biobozunur ürünlerin gıda ürünleriyle direkt veya indirekt temasında hiçbir sakınca olmadığını İngiltere’deki Rapra Technolog laboratuvarlarında test ettirdik. Oxo-biobozunur teknoloji sayesinde, folyo ve termoform serisi ambalaj filmleri işlevini tamamladıktan sonra, sıcaklık ve UV ışınları ile malzeme içindeki özel kimyasalın aktive olmasıyla okside olarak parçalanıyor. Oksidasyon aşamasında fiziksel olarak parçalanan ve gözle görülemeyecek kadar küçülen ürün doğada bulunan mikro-organizmalar tarafından sindirilerek, tümüyle su, karbondioksit ve bio-kütleye dönüşüyor. Farmamak’ın sektördeki diğer ilkleri şunlardır; 1999 yılında Türkiye’de ilk defa PET folyo üretimi gerçekleştirdi. 2000 yılında Türkiye’de bir ilk olan solventsiz laminasyon tekniği ile gıda amaçlı lamineli bariyer folyo üretimini gerçekleştirdi.
2006 yılında doğada yok olabilen PLA folyo ve PLA termoform ürünler üretti.
Grup olarak yatırıma ayırdığınız pay nedir?
Farmamak için 20 milyon dolar, Duran Doğan için 10 milyon dolar yatırım yapacağız.
Ambalaj türlerine ve kullanım alanlarına göre nasıl bir dağılım vardır?
Karton: Gıda, kozmetik, hazır giyim vb.
Oluklu mukavva: Yaş sebze meyve, içki meşrubat, tütün, tekstil hazır giyim, dayanıklı tüketim malları, ayakkabı vb.
Sert ve esnek plastikler: İlaç, gıda, tekstil, kozmetik, kırtasiye vb.
Ambalaj grubunuzun 2008 ciro hedefi nedir, bu yıl koyduğunuz hedeflere ulaştınız mı?
Ambalaj grubunun 2007 sonunda toplam cirosunun 600 milyon dolara ulaşmasını bekliyoruz.2008’de ise ciroda yüzde 20 artış planlıyoruz.
-Süt Dünyası-
Ülker Ambalaj Grubu Firmaları
Cahit Paksoy, Ülker’in ambalaj grubu firmaları Polinas, Farmamak, Duran Doğan, Tire Kutsan ile ilgili şu bilgileri verdi:
Yıldız Ambalaj Grubu Genel Bilgi
- Plastikten kartona, ambalaj filminden dijital baskıya tüm ambalaj çözümlerini tek adreste sunmaktır.
- Sadece Ülker’e değil, Türkiye’deki birçok firmaya ve dünya devlerine ambalaj çözümleri sunmaktadır.
- Ar-Ge’siyle doğayla dost, ürüne değer katan, tüketicinin hayatını kolaylaştıran ambalaj çözümleri geliştirmektedir.
- Türkiye genelindeki fabrikaları ile satış ofisleri ile sanayiye yerinden, hızlı destek vermektedir.
Polinas
- Türkiye’nin en büyük polipropilen film üreticisi
- 174,000 m2 bir alan üzerine kurulu tesislere sahip
- 100,00 ton/yıl kapasite ile üretim gerçekleştiriyor
- Üretimin yaklaşık yüzde 40’ını 65 ülkeye ihraç ediyor
- Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu sıralamasında 186, sıradadır
Farmamak
- İsveç, Norveç, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Ukrayna, Arabistan, BAE, Nijerya, Tunus ne İsrail başta olmak üzere 25’ten fazla ülkeye ihracatı var
- Yıllık 30 bin ton üretim kapasitesine sahip
- Ar-Ge çalışmalarına önem veren Farmamak, Türkiye’de üretilmeyen ürünler için de yatırımlar gerçekleştirmektedir.
- Son üç yılda, yıllık bazda ortalama yüzde 28’lik büyüme gerçekleştirdi
- Toplam 243 çalışanı bulunmaktadır
Duran Doğan
- Müşterilerine çözüm ortağı anlayışıyla hizmet veren firma, kâğıt ambalaj ve stant üretiyor
- Yıllık 20 bin ton kaliteli karton işleme kapasitesine sahip
- Üretiminin yüzde 60’ını ihraç etmektedir
- 28 bin m2 kapalı alana kurulu tesislere sahip
Tire Kutsan
- Oluklu mukavva kutu üretiminde Türkiye lideri
- 2006 yılı cirosu yaklaşık 150 milyon USD
- Tire fabrikada Oluklu Mukavva Kâğıt üretiminde 120,000 ton/yıl
- Tire, İzmit, Adana, Manisa, Karaman fabrikalarında Oluklu Mukavva Kutu üretiminde 200,000 ton/yıl
- Tire, İstanbul fabrikalarında Ofset Kutu üretiminde 15,000 ton/yıl
- Toplam 8 adet üretim tesisine sahip
- Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu sıralamasında 203. sıradadır
- Yaklaşık 1,100 çalışanı bulunuyor.
“Dünya lüks çikolata pazarının liderliği artık Türkiye’nin elinde”
Ülker, Godiva’yı satın almasıyla küresel ekonomik bir aktör olma yolunda önemli bir adım attı. 850 milyon dolarlık bu satın alma işleminin maliyeti özkaynaklarınızla mı karşılandı yoksa kredi mi kullandınız?
Bu konuyu isterseniz biraz açalım. Bazı beyanlar yanlış anlaşıldı. Her şeyden önce şunu açıklığa kavuşturmak istiyorum. Ülker almadı Godiva’yı. Godiva’yı alan Yıldız Holding’dir. Yıldız Holding kimdir derseniz, şu anda grubumuz içinde bulunan 65 kadar şirketin çatı şirketidir, yani holding şirketidir. Ülker ismini neden kullanmak istemiyorum burada özellikle? Çünkü Ülker Bisküvi A.Ş. halka açık bir şirketimiz. “Ülker aldı” dediğimizde borsa hopluyor, zıplıyor. İki, Ülker adlı bir şirketimiz daha var; Ülker Çikolata A.Ş. Onu da halka açma çalışmalarına başladık. Zaten onun hakkında da fazla konuşmuyoruz prosedür başladığı için. Bu nedenle Godiva’yı alan Ülker değil, Yıldız Holding.
İkincisi, alış fiyatı 850 milyon dolar, doğru. Fakat burada da küçük bir düzeltme yapmak lazım; ABD kanunlarına göre yurtdışından bir alım yapılırsa ve bir avantaj sağlanıyorsa bu bir vergi avantajıdır. Yani ileriki senelerde, sahip olduktan sonra, 2007’den başlayarak kar ettiğimizde, karımızın 100 milyon dolar civarındaki bir tutarı düşecek. Böyle bir avantaj var. Dolayısıyla bize 750 milyon dolara, hatta bazı düzeltmelerle daha da düşük bir fiyata mal oluyor. Üç; henüz daha “closing” gerçekleşmediği için şirketin parasını vermiş değiliz. Bu iki aylık bir zaman alacaktır, belki daha da fazla. Çünkü ABD’de bürokrasi var, Türkiye’de de bürokrasi var. Bilmiyorum belki Belçika bağlantısında da çıkabilir. Bunların hallolması zaman alacak, ondan sonra parayı vereceğiz. Parayı peşin vereceğiz, yani bir defada. Bu parayı Yıldız Holding kaynaklarından temin etmemiz mümkün. Ama bankalar da kredi vermek için bize müracaat ediyorlar.
Peki Godiva’nın alınmasından sonra Ülker’in dünya çikolata pazarındaki yeri ne olacak?
Şöyle ifade etmek lazım: Ülker Türkiye’de dev bir kuruluş, kuruluşlar topluluğu. Çikolatada Türkiye’de yüzde 57 civarında payla Pazar lideriyiz. Bunun ciro büyüklüğü aşağı yukarı 750 milyon dolar civarında, yani neredeyse Godiva’nın dünyada yaptığı ciroya eşit. Hatta biraz daha fazla… Şimdi durum bu olunca, Godiva’nın alınmasıyla dünya çikolata pazarında taşların yeri nasıl değişti diye bir hesap yapmak zor. Dünya çok büyük. Godiva global büyüklükte bir firma, bir dünya devi. Ama kendi sahasında dünya devi. Yani bir Nestle gibi, bir Ülker gibi, bir Mars gibi “mass production” ve dağıtım yapan bir firma değil.
Onun yerine “Premium” çikolata üreten bir firma olarak geçiyor sanırım…
“Premium” ve “Super Premium” diye adlandırılan sahada faaliyet gösteriyor. Onun için dünya çikolata pazarında böyle bir “birleştirme” yapmak mümkün değil. Ama Godiva “Premium” ve “Super Premium” pazarında lider. Durum bu olunca, bu pazarda dünyada bir değişiklik olmayacak. Godiva sadece el değiştirmiş oldu. Eğer söylemek caizse, bu pazarın liderliği Türkiye’nin elinde.
Ülker 5 ve 10 yıllık planlarında nerede olmak istiyor Türkiye ve dünya pazarında? Gerçi Türkiye pazarındaki hedefinizi tahmin etmek zor değil tabii…
Türkiye pazarında liderliğini kaybetmemek; liderliğini güçlendirmek diyelim. Ama biraz daha dar bir çerçevede söylemek gerekirse, biz geçen sene koyduğumuz hedefleri neredeyse tutturduk ve bu sene de buna devam ediyoruz. Neydi bu hedefler? Gıdaya odaklanmak. Gıda dışındaki faaliyet alanlarımızdaki ortaklıklarımızı küçültüp, onları bir iştirak haline sokup gıdaya odaklanmak… Bizim ana işimiz gıda. Ne yaptık geçen sene toparlayacak olursak; Türkiye Finans Katılım Bankası’ndan çekildik; orada iştirakçiyiz şu anda. Fon Leasing’den çekildik; iştirakçiyiz şu anda. Tire Kutsan’dan çekildik; iştirakçiyiz şu anda. Ama bunun yerine ne yaptık? Gıdada çok büyük bir dünya devini satın aldık, yani gıdayı daha zenginleştirdik. Birinci olarak söylemek istediğim bu. İkinci olarak; biz zaten bir süreden beri bölgemizde bir güç olma peşindeyiz kendi kategorimizde. Kategori derken bisküvi ve bazı yerlerde de çikolatadan söz ediyorum. İşte, Kazakistan var, Romanya var… Romanya’da mesela sırf bisküvi var, başka yerlerde çikolata da var. Şimdi biz bu bölgesellikten dünyaya geçmek istiyoruz. Dünya oyuncusu olmak doğrultusunda Godiva bizim için iyi bir fırsat. Yani sorunuzun cevabı; biz önümüzdeki yıllarda daha başka dünya şirketleriyle globalleşme yolunda daha hızlı yürümeye başlayabiliriz.
İlgilendiğiniz başka şirketler var mı peki?
Olabilir, her şey olabilir. Şu anda bugünden yarına söylenecek bir şey yok ama her şey olabilir. Madem ki 5 ile 10 yıllık bir vizyon olarak değerlendiriyoruz, olmalıdır diye ifade edeyim.
Peki Yıldız Holding’de karar alma süreci nasıl işliyor, kimler kararları alıyor?
Godiva kararının alınması sürecinde çok küçük bir yönetici kitlesi bu işle meşgul oldu. Böyle büyük alımların kararında tabii 25 bin kişiyi toplayıp “Arkadaşlar biz Godiva’ya teklif vereceğiz” demek mümkün değil. Murat Bey(Ülker), aslında kimlerle paylaştığını da bilmiyorum ama dar bir çerçevede bu kararı aldı. Mümkün olduğu kadar da gizli yürütmek lazımdı tabii. Hatta Murat bey gazetelerden öğrendiğimize göre “Babama bile söylemedim, babamın bile haberi yoktu” demiş. Sürecin gizli yürütülmesinin gerektiğine dair bir göstergeydi bu cümlesi.
Gizli de tutuldu zaten..
Gizli tutuldu, evet. Hatta basının haber almaması eleştirildi bazı çevrelerce. Türkiye içindeki alımlarda genel müdürler ve grup başkanlarıdır günlük hayatı yürüten. Ama tabii bu gibi alımlarda son karar verici merci icra kuruludur. Son karar netice itibariyle icra kurulu başkanı Murat Bey’in. Zaten Yıldız Holding bir aile şirketidir. Ailenin her şirkette ortaklığı var, dolayısıyla Yıldız Holding’in de her şirkette ortaklığı var. Tabii bu son karar da aile içinde tartışılmıştır diye düşünüyorum.
Şimdi global düzlemden yerel düzleme geçelim isterseniz…Ülker’in başarısının sırlarından biri de yurt çapındaki dağıtım ağının çok güçlü olması. Ülker bunu nasıl başardı, nasıl böyle bir dağıtım ağına sahip oldu?
Bu başarı, Sabri Ülker bey’in bilfiil çalıştığı ve neredeyse tek adam olduğu zamanlardaki muhteşem bir öngörüsünün sonucudur. Eskiden alımlar şöyle olurdu: Küçük bakkallar vardı; toptancıların sayısı da çok azdı. Toptancılar farklı malları farklı bakkallardan alırlardı. Sabri Bey ileriyi öngörüyor ve toptancılarla geçiyor temasa. Her bölgede bir toptancıyla çalışıyor.
Hangi yıllarda oluyor bu dediğiniz?
1950’ler ve 60’ların başı… Sabri Bey toptancılarla çalışmaya başlıyor ve onlar da sipariş topluyor. Bir gün teker teker ziyaret ediyor bütün bu toptancıları Sabri Bey ve onlara “Artık müşteri sizin ayağınıza gelmeyecek, siz müşterinin ayağına gideceksiniz” diyor. Hepsi tepki gösteriyor, “ne güzel satıyoruz böyle, bize geliyorlar. Nereden çıktı eski köye yeni adet?” diyorlar. “Bundan sonra böyle” diyor Sabri Bey. Devrimci bir atılımdır bu ve Türkiye’de yaptığı bir devrimdir. Başka bir şirketin böyle bir atılım yaptığını hatırlamıyorum ben. Temel orada atılıyor. Şimdi bizim bir tane değil, birden fazla dağıtım teşkilatımız var. Mesela bisküvi ve onun çevresindeki ürünleri bir teşkilatımız dağıtır. Çikolata başta olmak üzere bazı ürünlerimizi bir başka teşkilatımız dağıtır. Gazlı içecekleri ve suyu ise bir başka şirket. Bu böyle uzayıp gider… Bizim bin 88’den fazla ürünümüz ve 1502den fazla markamız var. Bunların hepsini toplayıp bir kamyonla taşımak zaten fiziksel olarak mümkün değil. Şimdi 5 ile 6 bin arasında dağıtım aracımız dolaşıyor Türkiye’yi.
Ülker’in Türkiye pazarındaki son alımlarına ilişkin toparlayıcı bir değerlendirmenizi alalım…
Önce basında çıkan haberlerle ilgili bir düzeltme yapayım. Doğa ve Oba çay firmalarıyla görüşmeler devam ediyor. Ama “Nasıl olacak?” derseniz, tamamı bize ait olacak şekilde görüşmeler devam ediyor. Belki küçük hisseleri olabilir tabii. Fakat tamamı bize ait olmasına rağmen, onlar da şirketlerini de kendileri yönetecekler. Yani Metehan(Berktaş) Bey ve Feryal(Menemenli) Hanım işlerinde devam edecekler.
Süt sektörüne gelirsek… 2007’ye girerken yalnızca bir tane süt fabrikamız vardı, Pamukava’daki AkGıda. Ana markamız malum: İçim. Biz daha sonra, 2007’nin Ekim-Kasım aylarında Karaman’da 500 ton kapasiteli bir fabrikayı devreye soktuk. Pamukova’daki tesisimizin kapasitesi bin 600 ton. Yeni devreye giren tesislerle birlikte kapasitemiz şu anda 2 bin 100 tona çıkmış durumda. Ayrıca bu yıl bir süt fabrikası da açmayı planlıyoruz. Yıl sonunda 2 bin 600 tonluk bir kapasiteye ulaşmayı hedefliyoruz. Ayrıca geçen yıl 50 milyon dolar maliyetle yeni bir çikolata tesisi inşa ettik.
2007’de çok önemli bir sahaya daha girdik bunların yanı sıra. Kişsel bakım, çocuk bezi ve kadın pedi sahasına girdik Baby Star markasıyla. Bu alandaki gelişimimizi sürdürmeyi amaçlıyoruz.
Fonksiyonel gıda pazarında da yatırımlarınız var. Öte yandan Türkiye’de mevzuat yüzünden sağlıklı ürün pazarındaki firmalar sıkıntı yaşayabiliyor. Türkiye’deki sıkı kurallar yüzünden Danone bu işten vazgeçti. Ülker de revize edecek mi bu pazardaki faaliyetlerini?
Fonksiyonel gıdaya devam ediyoruz, şu anda Pazar lideriyiz. Türkiye’de 5 milyon dolarlık bir Pazar oluştu. Burada en büyük sıkıntımız, fonksiyonel gıdanın sağlık üzerindeki yararlarını reklamlarda ve iletişimde çok net bir şekilde anlatamama sorunu. Bunun dışında bir sorunumuz yok. Ama bu tabii yeni oluşan bir pazar Türkiye’de. Yavaş büyüyecek, sabırlı olmak lazım.
Spordaki yatırımlarınız… Farklı isimler altında üç kulübün sponsorusunuz
Biliyorsunuz biz geçen yıl baskette Ülkerspor’un faaliyetlerini durdurduk. Alpella’yı devreye soktuk bir altyapı takımı olarak. Ama esas önemli olan basketbolda “Üç Büyükler”e sponsorluğumuz…
Bunun geri dönüşü son derece iyi oldu, ticari bir olay bu netice itibariyle. Üç büyük kulüp basketbolda eziliyordu, bunlar canlandı. Bu kulüplerin seyircileri, dolayısıyla basketbolu seyredenlerin sayısı arttı. Bizim yaptığımız bir işin Türk basketbolunu bu noktaya getirmesi beni özellikle mutlu ediyor. Diğer taraftan futbola desteğimiz devam ediyor. Burada en önemlisi Milli Takım’a verdiğimiz sponsorluk desteği. Beşiktaş’ın formasında göğüs; Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzon formalarında da kol reklamımız var. Birkaç 2. lig kulübüyle de göğüs sponsorluğumuz devam ediyor.
Peki futbolda da, basketbol ligindeki eski Ülkerspor gibi, bir takım kurmayı düşünüyor musunuz?
Hayır. Biz baskette bile çekildik, bunun daha iyi olduğunu düşündük. Hem basketbol açısından daha iyi oldu, seyirci arttı. Hem de bizim için daha iyi oldu, böyle daha çok ses çıkıyor. Bu yüzden futbol takımı almayı düşünmemiz mümkün değil.
Galatasaray ve Beşiktaş taraftarlarından serzeniş var mı, “Ülker adını niye Fenerbahçe’ye verdiniz?” diye?
Taraftar her şeyi yapar…Ama diğer taraftan şunu söyleyeyim; biz tesadüfen ilk işimizi Beşiktaş’la yaptık. Üçüncü sezonumuz şimdi Beşiktaş’la. Aynı anda Galatasaray. Cafe Crown’ı aldı. Fenerbahçe yoktu o dönem; o bir deneme sezonuydu bizim içiz. Ama bunu başarılı olduğunu görünce de Ülkerspor’dan çekilip açıkta olan Fenerbahçe’yle anlaştık. Yoksa Murat Bey Fenerbahçeli diye ya da Metin Bey Beşiktaşlı olduğu için olmadı bu sponsorluklar. Ticarette rasyonel aktörler böyle şeyleri göz önüne almaz.
Godiva bir adımdı, Ülker küresel dünyada önemli bir şirket oldu
Yıldız Holding’e bağlı Ülker’in 200 markası, bin 800’den fazla ürünü var. Geçen yılki cirosu 7,5 milyar dolar. Küba’dan Afganistan’a 110 ülkede ürünleri satılıyor. 2007’nin son günlerinde çikolata devi Godiva’yı alarak dikkat çekti. Ülker Gıda ve İçecek Grubu Başkanı Mehmet Tütüncü, Godiva ile Ülker’in tüm dünyada tanındığını belirterek, “10 yıl önce de Ülker ürünleri yurtdışında satılıyordu ama kartvizitimize bakanlar pek tepki vermezdi. Godiva’nın alımından sonra Ülker dünyada prestij kazandı” dedi.
Mehmet Tütüncü 12 yıldır Ülker’de çalışıyor. Şu anda Ülker’in Gıda ve İçecek Grubu Başkanı. Cola Turka, süt çeşitleri, yağlar, fonksiyonel gıdalar, kahvaltılık ürünler gıda ve içecek grubu çatısı altında toplanıyor. Ülker’in şirket yapısına baktığımızda farklı ve ilk anda karışık gelen bir yapılanması var. Ana şirket Yıldız Holding. Bu çatı altında 4 grup var. Bunlardan biri gıda ve içecek bölümü, başında Mehmet Tütüncü var. Diğer bölüm bisküvi ve çikolata grubu, Ülker markasıyla bildiğimiz ürünler... Başında Ali Ülker var. Ambalaj ve bilişim, Ar-Ge, iş geliştirme ve yurtdışı yatırımlar ise diğer gruplar.
Ülker 2007 sonunda dünyanın en tanınmış çikolata markası Godiva’yı aldı. Bu alımla ilgili yorumlar sürerken iç pazarda da alımlara devam etti Ülker. Oba Çay ve Doğa da Ülker çatısı altına, daha doğrusu Yıldız Holding’e katıldı. Uno Ekmek’in yüzde 50’si de Yıldız Holding’in oldu. Ülker’in bu son alımlarından sorumlu Gıda ve İçecek Grubu Başkanı Mehmet Tütüncü ile konuştuk. Tütüncü, işini çok seven biri. Yeni bir şeyi öğrenme isteğiyle dolu, kendini sürekli geliştirmek isteyen bir işadamı...
* Ülker hızla büyüyor. Yeni markalar çıkarıyor, bir yandan da yeni markaları satın alıyor. Bir eve giren her gıdayı üretme gibi bir strateji mi var?
Bizim için müşteri talepleri önemli. İçecekten çocukların beslenmesine yönelik özel ürünlere kadar çok ürün oldu. Yeni ürünler kadar önemli olan iş yapma biçiminiz. İnovasyon yalnızca ürünlerde olmaz. İş yapma biçimimizdeki inovasyonda önemli. Ülker bu anlamda hep ilkleri yapmıştır. Türkiye’nin ilk her yerde tek fiyat uygulaması yapan şirketi Ülker’dir.
* Ülker bir aile şirketi. Türkiye’deki önde gelen aile şirketlerine baktığımızda kurumsallaşma açısından sıkıntılar yaşanıyor. Ülker çok büyüdü son zamanlarda. Siz 12 yıldır Ülker’de profesyonel olarak çalışıyorsunuz, en yüksek seviyedeki yöneticilerdensiniz. Aile basından uzun yıllar uzak durdu...
Salt bir aile şirketi olarak görmek yanılgıya yol açar Ülker’i. Çünkü aile işin başında ama onlar da profesyonel olarak işin başında. İyi bir uyum var profesyonellerle aralarında. Vizyoner bir şirket, Ülker en önemlisi de bu. Örneğin farklılıklardan biri şu: Elektronik ödeme kartları yaptık. Family Card. Biz bu sistemde birlikte iş yaptığımız herkesi düşünüyoruz.
* Kaç ülkede ürünleriniz satılıyor?
110. Senegal’den bir arkadaşım geçenlerde fotoğraf attı, oraya tatile gitmiş. Ücra bir bakkalda bizim bisküvileri bulmuş. Afganistan’dan Küba’ya kadar her yerdeyiz.
Fonksiyonel gıda gelişiyor
*Ülker son yıllarda fonksiyonel gıdalara da ağırlık verdi. Siz de bu bölümün başındasınız. İnsanlar artık daha uzun yaşıyor. Beslenmelerine önem veriyor. Ve kendilerini farklı hissetmek istiyor. Neredeyse herkes kişiye özel ürünün peşine düşmüş durumda. Hangi ürünler gelecekte ön plana çıkacak?
Taleplerin çeşitlenmesi söz konusu. Farklı özellikler taşıyan gıdalar isteniyor. Dediğiniz gibi müşteriye özel ürünler tercih ediliyor. Çeşitlenme bu doğrultuda. Bilim ve teknolojinin gelişmesi insanların uzun süre yaşaması, beslenme ve sağlık konularını çok ön plana çıkardı ve bunlar birbirinden ayrılmaz kavramlar olarak karşımıza çıktı. Beslenirken sağlık faydası elde etmek istiyor insanlar. Dünyada gelişmiş ülkelerde ömür uzuyor. O ömrü de sağlıklı geçirmek gerekiyor. Aktif sağlık ve fonksiyonel gıda pazarı için dikkat ettiğimiz şey kişinin doğal beslenmesinin bir parçası olmak. Fonksiyonel bir gıda yemek yerine yoğurdunuzu yerken bunu alın. Günlük diyetin bir parçası olmalı fonksiyonel gıdalar. Kalbim Benecol bunlardan biri.
*Türkiye’de bu ürünlerin güvenilirliği konusunda kuşkular var. Tüketici inanmıyor içeriklerine ama bilinç de artıyor. En çok satan ürününüz ne bu alanda?
Kalp ve damar sağlığı çok önemli. Kalbim Benecol benimsendi. 125 milyon dolarlık bir pazar oluştu Türkiye’de. Güven önemli. Dediğiniz doğru. Bizim çıkardığımız ürünler sağlık faydası konusunda hiçbir kuşkunun olmadığı ürünler. İlk biz çıkardık kolesterol düşüren margarini. Daha sonra Benecol yoğurt ve süt çıktı. Kalbim Benecol’ü çıkarırken dünyaca ünlü Raisio firmasıyla ortaklık kurduk. Türkiye?de yeni şeyler. Bakanlık yetkilileri istismar edilmesin diye özen gösteriyorlar. Fonksiyonel gıdalarda önemli olan bilincin artması. Bunu yapmamız için tüketiciye bunu anlatmamız gerekiyor. Şu anda bu konuda sorunlar var. Gerekli çalışmalar yapılıyor, aşılacak diye düşünüyoruz.
Pazarda meyve sebze satardık
* İlk yaptığınız iş nedir?
Babam askerdi, çocukluğum farklı illerde geçti. Bir arkadaşımla birlikte ortaokul yıllarında judo yapardım. Judodan arkadaşımla birlikte pazarlarda ürün satardık. Tezgah kurardık. Daha sonraki yıllarda dağdan topladığımız kekikleri satardık. Ankara Gazi Lisesi mezunuyum. Daha öncesinde çok dolaştım. Üniversite sonrasında İtalyan Hükümeti’nden aldığım bursla enerji üzerine eğitim aldım. Nükleer enerji üzerine çalıştım. Sonra sigara sektörüne girdim. 12 yıldır Ülker’deyim. Liseyi bitirdiğimden beri çalışıyorum. İlk profesyonel işim Sanayi Bakanlığı’nda oldu. Sonra özel sektöre girdim.
Murat Bey bana takılıyor
* Emeklilik hayaliniz var mı?
“Sevdiğin işi yap, ömür boyu emekli ol” diye biz söz var. Buna inanıyorum. Ama tabii ki gençlere yol açmak da lazım. Devamlı çalışıp üretmek önemli. Emeklilikte daha çok kendimize zaman ayırabileceğimiz bir dönem olabilir. Daha çok vakit bulup daha çok kitap okumak isterim. Film izlemeyi çok severim. DVD alıyorum sürekli. Hatta Murat Ülker bana takılıyor: “Sen onları izlemeye zaman bulduğunda bu teknoloji de değişir.”
ÖĞRENDİKÇE HAYATA BAĞLI KALINIYOR
Ülker Gıda ve İçecek Grubu Başkanı Mehmet Tütüncü, meraklı bir insan olduğunu söylüyor. “Bir şey öğrenmeye meraklıyım. Sabah 5’te kalkıp çalışırım bazen. Öğrendikçe hayata bağlı oluyorsunuz. Devamlı öğrenmeliyim ki hayatta hep söyleyeceklerim olsun” diyor.
Bakkal amcayı unutmayız
*Ülker’in çok iyi bir dağıtım ağı var. İşin sırrı bu mu?
Ülker asla bakkal amcayı unutmaz, hiçbir zaman da unutmadı. Ticari avantaj sağlıyor bakkal amcaya Family Card’la. Yıllardan beri ihracat yapan, teknoloji yenileyen, müşteri talepleri doğrultusunda yeni ürünler çıkaran bir şirket. Önce bisküvici, sonra çikolatacı, daha sonra da gıdacı oldu. Hızlı tüketilen tüm ürünler için artık iddialı bir şirketiz.
Her marka için şok lazım
*Godiva’nın alınması milli bir heyecan yarattı. Bu alımın yurtdışındaki yansımaları size nasıl yansıdı?
Ülker ürünleri uzun yıllardır yurtdışında satılıyor ve Ülker biliniyor ama her markanın şoklara ihtiyacı vardır. Ülker bu anlamda bu alımla prestij kazandı. Kartvizitimize bakanlar artık, “Aaaa Ülker mi?” diyor. Şoklar gerekiyor marka için. Bence Godiva böyle bir şok oldu.
EN ZOR GÜNÜM
Arkadaşlardan ayrılmak zor oluyor
* Birlikte çalıştığımız arkadaşlardan ayrılmak zorunda kaldığımız günler zordur. Bunların dışında iş yaşamında güçlük oluyor ama bunlar normal. Zorluklar da güç verir insana.
Annesinin çikolatasından bıkan gençleri yeni nesil ürünle avladı
Ülker çatısı altında 12 yıl önce oluşturulan bir marka olan Alpella, bugün portföyünde 7 alt marka ve 91 ürün çeşidi barındırıyor. Özü çikolatalı ürünlerden meydana gelen, hedef kitlesini lise ve üniversite gençliği olarak belirleyen Alpella, özellikle son 2 yılda büyük sıçrama yaşadı. Marka, 2006'da yüzde 38, 2007'nin ilk 9 ayında yüzde 48 büyüdü. Yıl sonuna kadar yüzde 50'yi aşan bir hacim yakalayacaklarını dile getiren Merkez Gıda ve Alpella Genel Müdürü Mustafa Gültekin, başarılarının kaynağı olarak piyasaya sürülen yeni ürünlerin gençler tarafından çok tüketildiğine işaret etti.
PAZARDA 3'ÜNCÜ OLDU
Periyodik olarak tüketim alışkanlıklarını ölçtüklerini anlatan Gültekin, "Gençlerin trendleri var. Klasikleşmiş, gelenekselleşmiş, eskide kalmış fıstıklı, fındıklı çikolata istemiyorlar, farklı lezzetler bekliyorlar" dedi. Son dönemde bu doğrultuda ürünleri piyasaya sürdüklerini kaydeden Gültekin, gençlere hitap etmede başarılı olduklarını ve 20 firmanın faaliyet gösterdiği çikolata ve çikolata kaplı ürünler pazarında yüzde 4.5 payla 5'incilikten yüzde 7.5'lik payla 3'üncü sıraya yükseldiklerini belirtti. Gültekin, 2008'e dönük AR-GE çalışmalarının da devam ettiğini söyleyerek Türkiye'ye denenmemiş ürünler ve farklı ambalaj formatları getireceklerini ifade etti. "Hedefimiz 140 çeşitten ve 9 markadan oluşan bir Alpella portföyü oluşturmak" diyen Gültekin, yılı 160 milyon dolarlık ciro ile kapatmayı amaçladıklarını kaydetti.
'AGRESİF BÜYÜYECEĞİZ'
Türkiye'de kişi başına düşen çikolata tüketiminin hâlâ Avrupa'nın çok gerisinde olduğunu vurgulayan Gültekin, buna rağmen pazarda yıllık büyüme oranlarının hızla yüksekliğine dikkat çekti. "Bu yıl katıldığımız 15'inci Uluslararası Gıda Ürünleri Fuarı'nda da bu büyümeyi gözlemledik" diyen Gültekin, agresif büyüme planı ile inovatif ürünler geliştirmeye devam edeceklerini söyledi. Gültekin, şöyle devam etti: "Hedef 200 milyon dolar ciro. Alpella krem çikolata kategorisinde de yüzde 15 pay ile ikinci. Kekte yüzde 7'lik payla 3'üncü. 4 ana kategori dışında sütlü ürünlerde güçlü büyüyoruz. Burada çikolata aromalı süt ve hazır pudingde sessiz ama derinden gidiyoruz. Bu alanda yüzde 48'in dışında, yüzde 30 büyüdük. Bu da pazarın oldukça üstünde. Ama çikolata bazından uzaklaşmayacağız. Hep çikolata etrafından büyüyeceğiz."
Çikolata pazarı 135 bin tona ulaştı
2006 senesi rakamlarına göre Türkiye'de çikolata ve çikolata kaplı ürünler pazarı 135 bin tonluk bir büyüklüğe ulaştı. Bu büyüklüğün tahmini ciro değeri ise 1 milyar 250 milyon YTL'yi buluyor. Pazarın 2007 için öngörülen büyüme oranı ise yüzde 10.
3.5 milyon dolar yatırımla ambalaj tekrar kapanacak
Piyasaya içi dolgulu, hiç denenmemiş ürünler sunacaklarını açıklayan Gültekin, ambalajlama tekniği konusunda da bir ilke imza atacaklarını söyledi. Gültekin, yakında piyasada kullanmayı düşündükleri yeni çikolata ambalajları ile ilgili şu bilgileri verdi: "100 gramlık kare çikolatayı bir seferde bitirmekte zorluk yaşanır. Açıp bir kısmını yedikten sonra da çikolata havayla temas edip nemleniyor. Bu durum sağlık açısından sorun çıkarmaz, ilk lezzeti kaybettirir. Yeni ambalajlarımız çikolatanın paketi açıldıktan sonra kalanı aynı şekilde kapatabilecek. Bu teknoloji Türkiye'de bir ilk. Paketi yırttıktan sonra dış ambalajı tekrar katlandığında ilk şekline döndürecek, hava ile teması kesecek bir ambalaj. Sadece bu ambalaj için 3.5 milyon dolarlık AR-GE yatırımı yaptık."
Sabah kahvaltısı yerine çikolata yiyorlar
* 12-24 yaş arası gençlerin yüzde 90'ından fazlası çikolata ve kaplamalı ürünleri tüketiyor.
* Yüzde 30'luk kesim haftada 2-3 defa çikolata kaplamalı ürünler tüketiyor.
* Haftada en az 1 kez çikolata tüketen gençlerin oranı yüzde 50'yi buluyor.
* Daha çok öğle ve akşam yemeği sonrası yenen çikolata, yoğun tüketiciler için sıklıkla sabah kahvaltısı yerine de geçebiliyor.
* Gençler çikolatayı en çok dinlenirken, ders çalışırken, tenefüs-ders arası, sınavlardan önce, internette dolaşırken, müzik dinlerken yiyor.
* Tüketim genellikle evde yapılıyor, ancak okul kantini ve sokakta da gerçekleştiriliyor.
'İyi bir fırsat çıkarsa kardeş şirket tanımayız'
ALPELLA'NIN Ülker çatısında Merkez Pazarlama portföyünde pazarlanıp dağıtıldığını ifade eden Gültekin, Ülker'in kendi içinde de acımasız bir rekabet olduğunu belirtti. "Her markanın kendi hedefi var. Bu anlamda Ülker de bizim rakibimiz" diyen Gültekin, Alpella'nın kendi ayakları üzerinde durabileceğini, markanın konumlanmasını Ülker'den bağımsız da sağlayabileceklerini dile getirdi. Gültekin, "Şimdiye kadar o büyüklükte değildik. Ancak artık bir fırsat oluşursa Ülker sadece grup şirketleri içinde bir marka olarak değerlendirilir. Serbest piyasa ekonomisinde her şey olur. Satın alma yapabiliriz, bize de teklif gelebilir" dedi.
'Sporda taraf olduk, basketbol seyircisini seçtik'
GENÇ kitleye ulaşmanın bir başka yolunun da spordan geçtiğini söyleyen Gültekin, Türkiye 1. Basketbol Ligi'nde mücadele eden Alpella takımının çikolatayı spor salonuna taşımakta yardımcı olduğunu da anlattı. "Alpella takımı iftihar ettiğimiz bir oluşum" diyen Gültekin, geçen yıl ligde ilk sezonunu yaşayan takımın 8'inci olduğunu belirtti. Gültekin, "Takımın yaş ortalaması 19. Yıllık maliyeti 1 milyon dolar kadar. Bu derece çok başarılı. Basketbola tesadüfi değil, bilinçli yatırım yaptık. Bu sporun sportif ahlakı futboldan çok daha yüksek. Biz de taraf olduk ve büyük takım olma iddiamız genç oyuncularla sürecek" diye konuştu.
En çevreci Ülker
Bugün Türkiye'nin gıda sektöründe en tanınmış markalarından olan Ülker 63 yaşında. Temeli tek çeşit bir bisküviyle atılan Ülker Şirketler Topluluğu bugün geleneksel alanı olan bisküvi ve çikolata başta olmak üzere dört ayrı grup çatısı altında 65 şirketiyle faaliyet gösteriyor. Türkiye'nin en eski gıda üreticilerinden olan Ülker'in yurtiçi ve dışında toplam 42 fabrikası ve 23 bin 500 çalışanı bulunuyor. Bugün Ülker şemsiyesi altında 200'e yakın markası ve 1500'ü aşkın çeşidi var. Türkiye'de kişi başına 93 adet Ülker ürünü üretiliyor. Topluluk bünyesinde bulunan bisküvi fabrikaları, iki haftalık üretimleriyle dünyadaki her insana birer bisküvi sağlayacak kapasitede. Ülker'in en önemli ürünlerinin başında da süt ve süt ürünleri geliyor. Ülker'in istişare kurulu üyesi ve grup sözcüsü Metin Yurdagül' le Türkiye'yi vuran kuraklığın gıda, özellikle de süt ve süt ürünleri sektörüne etkilerini konuşuyoruz.
- Türkiye'de yaşanan kuraklık gıda sektörünü özellikle de süt ve süt ürünleri üretimini nasıl etkiledi? Perakende satış fiyatları bundan nasıl etkilenir?
METİN YURDAGÜL - Kuraklığın sonucu yeşilliğin etkilenmesi ve bundan dolayı da süt daralması olduğu bir gerçek. Yaz aylarında ineklerin süt verme süreleri de kısaldığı için bundan dolayı da süt üretiminde bir düşüş meydana geliyor. Kuraklığın küresel ısınmanın sonucu olduğundan da pek emin değilim. Bir taraftan dünyanın çeşitli yerlerinde seller götürürken öbür yanında böyle kuraklıklar olması bu kuşkuları doğuruyor. Ancak bu kuraklıktan birçok hammaddenin etkilendiğini görüyoruz. Bu yalnız ineklerin meselesi değil. Buğday, kakao, yağ, mısır fiyatları yükseldi. Trakya'da tarlalara indim. Ayçiçeklerinin yandıklarını gözümle gördüm. Süte dönersek... Temmuz ayından bu yana baktığımız zaman süt arzında yüzde 10-15 arası bir gerileme var. Bu durum bütün firmaları etkiledi. Biz de aşağı yukarı yüzde 85-90 kapasiteyle çalışıyoruz. Oysa biz her zaman full kapasite çalışan bir kuruluşuz.
Kuraklık ürünü vurdu
- Kuraklıktan başka hangi ürünleriniz etkilendi?
- Bir kere Türkiye'de buğday üretiminde yüzde 15'e yakın bir düşüş var. Fiyatlarda da dünya piyasalarında yüzde 70'e varan artış oldu. Sütten söz edersek... Kooperatiflerin açtıkları ihaleler üç aylık dönemler için yapıldığından bu son üç ay içinde çiğ sütte yüzde 12 kadar bir fiyat artışı söz konusu oldu. Ama bunun fiyatlara yansıması yüzde 4-5 dolayında oldu. Dolayısıyla kâr marjında bir daralma meydana geldi. Burada bakıyoruz, süttozu yüzde 142 etkilenmiş. 2000 dolardan neredeyse 5000 dolara çıkmış. Susam yüzde 47, soya yağı yüzde 64, ayçiçek yağı yüzde 77 etkilenmiş.
- Türkiye'nin 2030 yılında çölleşmeye başlayacağı söyleniyor. Bu felaket senaryoları göz önünde tutularak hiç önlem alınması düşünülüyor mu?
- Bu kuraklığın nedeni çevre sorunları. Bu çevre sorunlarına karşı mutlaka etkili önlemler alınması gerekiyor. Su da bir çevre sorunu. Bir kere mutlaka bütün sanayi kuruluşlarının çevre sorunlarına hassasiyet göstermeleri zorunlu.
Ülker Grubu olarak çevre sorunlarına karşı bir hayli hassas olduğumuzu düşünüyorum. TEMA Vakfı'nın 1992 yılında kuruluşunda Hayrettin Karaca , Nihat Gökyiğit 'le birlikte 25 kişinin arasında Ülker Onursal Başkanı Sabri Ülker de yer aldı. Halen TEMA'nın mütevelli heyetindedir. Çevreyi korumaya verdiğimiz önem; Sabri Ülker'in de mütevelli heyet üyesi olması nedeniyle TEMA'yla ortak çevre projelerimiz vardır. Köy kalkınmalarının projelerini yaptık.
- Trakya'da hangi köyler bunlar?
- 2001 yılında TEMA'nın Kırsal Kalkınma Projesi kampanyası çerçevesinde Azatlı köyüne 170 bin dolar kaynak sağlayan Ülker, Kuzuçardağı ve Karacaoğlan köylerinin dönüşüm projelerine de 300 bin YTL'ye yakın bütçe ayırdı. Böylece Ülker'in bugüne kadar kırsal kalkınma projelerine verdiği destek 500 bin YTL'yi aştı.
- Peki, oralarda neler yaptınız?
- Çalılar temizlendi. Oralara yüksek verimli bitkiler getirildi. Süt üretimi yüzde 50 arttı. Biz bir ilki gerçekleştirdik. Bu sadece süt meselesi değil. Meyve bahçeleri geliştirildi.
Alternatif gelir kaynakları yaratıldı. Yani Ülker'in desteğiyle gerçekleştirilen çalışmalarla gerek tarımda, gerekse sosyal alanda dönüşüm yaşayan köylüler, bir yandan ciddi ek gelire kavuşurken öbür yandan hayata bakış açılarında da ciddi değişimler geçirdi. Yeşillenme artınca su da artıyor. Buna paralel olarak yağışlar artıyor. Örneğin 2005 yılında tamamlanan Azatlı Köyü Projesi'yle köylüler daha ilk yıl 500 bin YTL'yi aşkın bir ek gelire kavuştu. Projenin maksimum verime ulaşması durumunda bu rakamın yıllık 2 milyon YTL'ye ulaşması öngörülüyor. Ayrıca, köylülere verilen aile planlaması eğitimlerinin ardından doğum oranında ciddi düşüşler yaşandı. Artık Azatlı köyünde tek çocuklu aileler gittikçe çoğalıyor.
Çevre standartları
- Peki, siz Ülker olarak kendi içinizde neler yapıyorsunuz?
- Otuz ikisi Türkiye'de olan 42 fabrikamız var. Yurtdışındakiler oraların şartlarıyla ilgili. Ama Türkiye'deki fabrikalarda atık su tesisleri yaptırdık. Yani bir fabrika kurulmadan önce ilk yaptığımız şey, arıtma tesisi kurmak.
İnsanlar çevreye duyarlılığı sadece ağaç dikmek ya da TEMA'ya yardım etmek gibi algılıyorlar. Bu böyle değil tabii. Bu tesisler büyük projeler. En küçük tesisin maliyeti 1 milyon dolardan aşağı değildir. Bunun 3-4 milyon dolara çıkan oranları vardır. Siz 32 fabrikadan hesap yapın.
Bunların hepsi, hiçbir zorlama olmadan daha işin başlangıcında yapılmıştır. Su kullanımında su temizlenir, atık su gönderilir, sonra su yeniden temizlenerek ayrıca su tasarrufu yapılır. Bir de bizim çevre standartlarımız var. Bu standartları ilk alanlardan birisi Ülker'dir. Şimdi en yenisi olan 14001 standardı birkaç şirketimizde var. Bütün çevrenin korunmasıyla ilgili alınacak her türlü tedbiri içerir.
Bizim bir de ambalaj grubumuz var. Bu grup her yıl 120 bin ton atık kâğıdı işliyor. Böylece geri dönüşümlü kâğıt da üretmiş oluyoruz.
- Başka ambalaj malzemesi üretiliyor mu?
- Manisa'da bir fabrikamız var. Ambalaj filmi üretiyor. Bu ürünler tamamıyla çevreye uyumlu.
Ayrıca karton kutu, koli üretiyoruz. Ambalaj grubu bugün yurtiçi ve yurtdışı ambalaj pazarının önemli oyuncuları arasında yer alan şirketler barındırıyor. Ambalaj grubunun 2006 yılı cirosu 400 milyon dolardır.
- Bir de şirketlerinizde geri dönüşüm için kâğıt topladığınızı biliyoruz ...
- Evet. Yurtiçi ve yurtdışında toplam 23 bin 500 çalışanımız var. Yurtiçinde bu rakam 20 bin 500. Hemen hemen bütün şirketlerimizde kullanılan kâğıtlar geriye dönüştürülmek üzere toplanır.
Bu kâğıtlar satılır. Toplanan parayla da TEMA'nın ağaç dikme kampanyalarında ağaç dikilir. Bunlar bizim yapmaya çalıştıklarımız. Herkes, her kuruluş, her şirket kendi payına düşeni yaparsa tabii ki çevre sorunlarının önünü almak ya da kayıpları en aza indirmek mümkün.
Başa güreşiyoruz
- Peki, grubun en yüksek ciroya sahip kuruluşları hangileri?
- Öncelikle tüm grubun yıllık cirosu 2006 rakamlarına göre 7 milyar 432 milyon dolar, ihracatı da 461 milyon dolar.
Ülker Şirketler Topluluğu'nun geleneksel ürünleri olan bisküvi, çikolata ve şekerleme ürünlerinin yanı sıra kek, un, sakız ve bebek maması gibi ek ve bağlantılı ürünlerin üretim, pazarlama, satış ve dağıtımından sorumlu olan Bisküvi, Çikolata, Şekerleme Grubu'dur. Grup 3 milyar dolarlık cirosuyla topluluk içinde en yüksek ciroya sahiptir.
Gıda Grubu yağ, margarin, süt ve sütlü ürünler, alkolsüz içecekler, nişasta bazlı şekerler, hazır çorba ve pişirme malzemeleri, hazır yemek, kahvaltılık gevrek ve fonksiyonel gıda üretimi ve satışı konusunda faaliyet gösteriyor. Gıda Grubu 2006 sonu itibarıyla 2 milyar dolar ciroya ulaşmış ve topluluk içinde ikinci büyük grubu oluşturmuştur.
- Ar-Ge, İş Geliştirme ve Yurtdışı Yatırımlar Grubu ve İştirakler Komitesi'yle ilgili bilgi verir misiniz?
- Ar-Ge, İş Geliştirme ve Yurtdışı Yatırımlar Grubu topluluk için yeni stratejik ilgi ve yönetim alanlarının neler olabileceğine dair çalışmalar yapıyor; stratejik planları hazırlıyor. Mevcut grup şirketleri için gerekli iş çeşitlendirme olanaklarını araştırmanın yanı sıra sınır ötesi yatırımların fizibilitesinden de sorumlu olan grup şu anda dokuz ayrı ülkedeki yatırımların sevk ve idaresini de gerçekleştiriyor.
Topluluğun temel faaliyet alanları dışında kalan yatırımları ise oluşturulan İştirakler Komitesi içinde toplanmıştır. Daha açık söylemek gerekirse topluluk şirketlerinin iştirakleri olan ticari şirketler, bilişim teknolojileri şirketleri, finansal şirketler, gayrimenkul ve inşaat şirketlerinden İştirakler Komitesi sorumludur. Topluluğun Yıldız Holding AŞ adlı şirketi ise iştiraklerin tek bir şemsiye altında toplanmasını ve onların kılavuzluğu rolünü üstlenmektedir.
- Peki, ne kadar vergi ödüyorsunuz?
- Geçen yıl 290 milyon dolar vergi ödedik. Yine geçen yıl 175 milyon dolar da yatırım yaptık.
Pazar paylarımız da çok yüksek. Çikolatada pazar payımız yüzde 57. Bisküvide yüzde 60'ın üzerinde. Yağda, özellikle de paket margarinde yüzde 43 dolayında. Süt işlemede pazar birincisiyiz. İçim Süt markamızda ve yoğurtta ise pazar ikincisiyiz. Marka araştırmasında yüzde 65 Ülker markaları sayılıyor.
Biraz daha topluluğun başarısını anlatmam gerekirse... Türkiye'nin 4. tüketim markasıyız, 5 ürün kategorisinde lider markayız.
Günlük 1500 tonluk hacmiyle Türkiye'nin en büyük süt üreticisiyiz. Türkiye'deki en büyük 500 sanayici listesinde 15. sıradayız. Türkiye'de sermaye yoğunluklu teknoloji kullanan ilk bisküvi üreticisiyiz.
Tüm Türkiye'de dağıtım ağı sağlayan ilk gıda şirketiyiz. Ciddi krizler sırasında tüm Türkiye'de kesintisiz dağıtım ağı sağlayan tek gıda şirketiyiz.
Bir de önemli nokta olarak şunu eklemeliyim. Tüm dünyada aynı çatı altında en büyük BOPP ambalajlama filmi üretim kapasitesine sahip ilk gıda grubuyuz.
Türkiye'de hijyen departmanı oluşturan ilk şirketiz.
Her yıl Türkiye'nin en beğenilen şirketleri listesinin en üst sırasında, ilk beş içinde yer alıyoruz.
Paksoy: 'Hagi tipi yöneticiyim'
"Ülker medya ve alkollü ürünlere kesinlikle girmeyecek"
Kariyer hayatına denizden başlayıp, karada sağlamlaştıran yöneticilerden Cahit Paksoy.
Ekonomi basınının gündemineyse 1996'da Deniz Nakliyat'ın Amerika temsilciliğinden Turktel Grup Şirketleri genel müdürlüğüne transfer olduktan sonra girdi. 2003'te Aycell genel müdürü olarak daha fazla dikkat çekti. Arkasından kurulan Avea'nın genel müdürlüğünü yürüttüğü sırada da aldığı kararlarla öne çıktı. Yaklaşık iki yıldır Ülker'de icra kurulu üyesi ve ambalaj grubu CEO'su. Paksoy bu süreçte Avea günlerindekinin tersine biraz daha sessiz kalmayı tercih etti.
Çamlıca Tepeleri'ndeki ofisinde görüştük Paksoy'la. Murat Ülker'le uzun süren bir görüşmeden yüzü gülerek çıkıyordu. Sebebini sorduğumuzda, "Her şey çok iyi" yanıtını verdi. Yaklaşık bir saat süren söyleşimizde bu yanıtın ne anlama geldiğini öğrenmeye çalıştık...
İş dünyasında, 5 yıldan fazla aynı yerde kalmanın kişiyi körelttiği söylenir. Tamamen farklı bir sektöre geçmenizin nedeni böyle bir endişe mi?
Ben de bir şirkette ortalama 4-5 yıl çalışılması gerektiğini düşünürüm. Yatay ya da dikey değişimler yapabilmelisiniz. "Bir işi alıp daha yukarı taşımalıyım" diye düşünürüm. Hangi sektörde olursa olsun mevcut durumumu koruyan bir modele sahip değilim.
Bu pozisyona ne diyorlar futbol dilinde, forvet misiniz?
Benimki Hagi'nin modeline çok yakın. Orta saha oyuncusuyum. Topu alıp götürürüm. Ekip çalışmasına inanırım. Onun için de çalışanlarımla ilişkim onların duygularına dokunma düzeyindedir. Ben işime asığım. Yeni bir işe başlamışsam bir aşk başlamıştır benim için.
Dört buçuk yılda bir yeni bir aşk heyecan verici olmalı...
Bu tabii farklı. Gideceğiniz yere bağlı. Bir hedefe varınca da mutluluğun sonu geliyor. Yani insanin tatmininin sonu geliyor aslında. Yüz metreyi koşmuşsunuz birinci olmuşsunuz. İkinci bir yüz metreyi koşmanın anlamı yok. Anlamlı olan ilk koşunuz.
Avea'da bunun gerçekleştiğine inanıyor musunuz?
Avea'da bu fazlasıyla gerçekleşti. Birleşmeden önce Aycell ve Aria'nin kapsama alanı ülkenin üçte birinde bile yoktu. Bu gün yüzde 90'larda. Ben Avea'yı yönettiğimde 1 milyar dolarlık bütçeye ulaşılmıştır. Nerede çalışırsanız çalışın geçmişiniz geleceğinize ışık tutuyor. O zaman çevrede turuncu, yeşil ışıklar vardı. Bu yeşil ışıklardan biri Ülker'di.
Anladığım kadarıyla Ülker’i daha kurumsal bir yapaya kavuşturmayı hedeflediniz. Geldiğinizdeki yapı nasıldı? Bugüne uzanan süreçte neler değişti?
Ben geldiğimde "Ambalaj sektörüne bakar mısın" dediler. Başka işlere de bakıyorum. Aynı zamanda icra kurulu üyesiyim. Ambalaj sektöründe 6 şirketimiz var. Tire Kutsan örneğin, oluklu mukavvadan kutu üretiyor. Türkiye'nin lideri oldu.
Geldiğimizde yüzde 10'un altında pazar payı vardı, simdi yüzde 13 oldu. Geldiğimde Tire Kutsan'ın hisse değeri 2.30'lardaydi. Bugün 6.5. Çalışırken yaptığınız üç iş var: Çalışanlar için, patronlar için ve ülke için bir şeyler yapmak.
O zaman sırayla gidelim. Çalışanlar için ne yaptınız?
Çalışanlar için daha profesyonel bir dünya yarattık.
Yani?
Yok profesyonel değildi demiyorum. Biz her sene yüzde 30 büyüdük. Bunu sağlayacak motivasyonu oluşturduk. Buna inandık. Bunu sağladık. Yeni elemanlar aldık. İyi olan yönlerinden çok iyi faydalandık.
Murat Bey’le çalışmak nasıl? Aile profesyonellere ne kadar yetki veriyor?
Murat Bey, bizim CEO'muz. Ben onunla patron marifetiyle görüşmüyorum, bir profesyonel marifetiyle görüşüyorum. Bu atmosfer oluşturulmuş. Bu grubun hedeflerinden biri dünya standartlarında kurumsallaşma.
Bunun yüzde kaçını gerçekleştirmiş?
Yüzde 70'lerde. Alışkanlıklar faktörü etkili. İnsani bir günden diğerine değiştiremiyorsunuz. Bunun için süreç gerekiyor. Yetkilendirme konusunda, Ülker’de tahmin ettiğimden daha kurumsal bir yapı gördüm. Bu anlamdaki görüntü beni etkilemiştir. Tire'de büyük bir ortaklık yapılmıştır örneğin.
Bu ortaklık, ambalaj grubunda sizinle başlayan bir sürecin parçası mı, yoksa önceden alınmış bir karar mı?
Ben başladığımda ambalaj grubu şirketleri için bir strateji çalışması yaptırdım. Önümüzdeki 5 yıl neyi hedeflememiz gerektiğini belirledik. Ve daha 2006'nin ilk yarısında dedik ki, "Ambalaj grubunda stratejik ortaklıklara gideceğiz." Ben başladığımda sektörde Olmuksan bir, Tire Kutsan iki numaraydı. Şimdi açık ara önde Tire Kutsan. Tire Kutsan için yapılan strateji çalışmalarının sonrasında çok büyük hızla yol aldı şirket. Daha önce 3 üretim noktasındayken, 9 lokasyona taşındı. Bu süreç içinde Tire'ye 40-50 milyon dolarlık yatırım yapıldı. Bunun içinde satın almalar da var. Piyasadan iki şirket satın alındı; bir şirket de uzun vadeli kiralandı. Balıkesir’de arsa alındı inşaat başladı. Manisa'da tesisler kuruldu. Adana ve İstanbul’daki tesisler büyütüldü. 2005'te 174 milyon YTL ciromuz vardı. 2007 ciro hedefi 351 milyon YTL. Bir yandan da yönetim desteği, finans gücü, insan yapısı var. Benim işim çok kolay oldu. Bu başarı dikkat çekti elbette. Şirketin borsa değeri 70 milyon dolardı. Bugün 200 mil¬yon dolar. Stratejik ortak aradığımızı ilan ettikten sonra, talep çok fazla oldu. Mondi Grubu, Avrupa'nın en büyük şirketlerinden biri. Türkiye'nin hurda kağıttan kutu elde etme pazarının büyüklüğü 1.6 milyar dolarken, Mondi Grubu'nun cirosu 4 milyar doları geçiyor. Böyle bir ortak geldi. Bu işin önü çok açık. Türkiye yüzde 5, ambalaj yüzde 15 büyüyor. Önümüzdeki 5 yıl da böyle gideceği tahmin ediliyor.
Diğer şirketler için de ortaklık görüşmeler, yapılıyor mu?
Polinas da önemli bir şirketimiz. Polipropilen film üretiyor. Her türlü ambalajın dışındaki kaplamadır bu. Pazarın yüzde 15’inden fazlasına sahibiz. Hem Anadolu Grubu hem de İsviçreli bir şirketle ortağız. Yeni bir stratejik ortaklık planı yok Polinas için. Ama halka arz düşünüyoruz. 2008 sonu, 2009 başı gibi halka açmayı hedefliyoruz.
Şirketin net 75 bin ton üretimi var. Dünyanın her yerine ihracat yapıyor. En büyük markalar müşterisi. Sürekli patent geliştiriyor. Bunlardan biri de Bio PP. Plastik dünyanın başına "bela" ürünlerinden biri. Bu plastik iki yıl içinde doğaya tamamen karışıp kayboluyor. Hedefimiz yıllık 150 bin tonluk üretime ulaşmak. 2006'da 219 milyon YTL olan ciroyu 2007'de yüzde 30 artırmayı hedefliyoruz. Bunun dışında Farmamak şirketi için de ortaklık görüşmeleri devam ediyor. Yerli ve yabancı taliplilerle görüşüyoruz, 3-5 ay içinde tablo netleşir.
Yurtdışında yatırımlar olacak mı?
Ülker'in hedeflerinden biri bulunduğu sektörlerde bölge lideri olmaktır, Balkanlardan Kuzey Afrika'ya kadar olan bölgede liderlik hedefliyoruz. Buralarda yatırımlar var. Ambalaj sektörü de buna dahil. İran ve Kazakistan'a fabrika kuruyoruz. 2007'nin sonunda her iki fabrika da açılacak. İran’da küçük ortağımız var. Kazakistan'da kendi başımıza kuruyoruz. Her birinin yatırım miktarı 10 milyon doları buluyor.
"İçimdeki Cahit başarıyla mutlu oluyor"
Cahit Paksoy, yeni şirketi Ülker’i öve öve bitiremiyor. "Biz, 24 saatin içine sıkıştırılmış bir 30 saat yaşıyoruz. Disket gibi. Ben Ülker’deki bu hızlı gelişimin bir parçası olduğum için mutluyum" diyor Paksoy. "Peki, profesyonel) Cahit Paksoy, bir günü 30 saat yaşarken, İçerdeki Cahit Paksoy mutlu oluyor mu" diye soruyoruz. Paksoy'un yanıtı şöyle oluyor: "0 ayrı bir konu. İçimdeki ben, beni ayakta tutan ben, farklı. Biz biyolojik olarak her yıl ihtiyarlıyoruz. İçimdeki ben dört senede bir yaşlanıyor. Bunun anahtarı ise başarı. Ben hem koşuyorum hem yönetiyorum." Paksoy'a göre Ülker dünyadan daha hızlı dönüyor. 0 bundan şikayetçi değil. Çünkü o işine aşık bir yönetici Yeteri kadar, belki biraz fazla süre, ama keyifle, inançla çalıştığını anlatıyor. Bu da ekibinin ve kendisinin yüksek motivasyonla çalıştığını gösteriyor. Paksoy'a göre, motivasyon verimliliği yüzde 60'a kadar değitirebiliyor.
"Markaya büyük bir güven var"
Ülker bu hızlı büyümede, biraz da agresif bir yapı sergiliyor. Bu nedenle de hakkında sıkça "Şurayı da alacak. Bu alana da girecek" türünden dedikodular duyuluyor. Paksoy'a bu şirket hakkında neden bu kadar çok söylenti çıktığını soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor: "Bunun nedeni markanın olduğundan daha yüksek bir değerde algılanması. Markaya müthiş bir güven var. Herkes Ülker’e birçok alanı yakıştırıyor. Hızla büyüyoruz ama Ülker’in kesinlikle girmeyeceği sektörler vardır. Örneğin medya ve alkollü ürün yatırımı kesinlikle yapmayız. Yatırım yapmayacağımız dünya kadar alan var."
Paksoy, Ülker’in Türkiye’nin ortaklıkları en iyi yöneten grubu olduğuna inanıyor Bunun nedenlerinden biri de markanın Türkiye’deki gücü. "Ortaklar, şirketlerde kesinlikle yüzde 100 bulunmak istemiyor. Ortaklığın içinde Ülker adının geçmesini özellikle istiyorlar. Örneğin Kellog's, Hero dünyada sadece Türkiye’de iki markayla anılmayı kabul etti. Sebebi, markaya duyulan büyük güven.